“Van Gölü Havzası Sürdürülebilir Gelecek Çalıştayı” atık yönetiminin çöp toplama, atıksız yemek yapmaktan çok daha öte olduğunu gösterdi. Kentte tüm paydaşlar kentin kaynaklarını israf etmeden geleceği inşa etmeyi tartışıyor. Onlardan biri Van Kırmızı Et Üreticileri Birliği Başkanı Sabri Yılmaz.
Tarım Orman Bakanlığıyla birlikte yürütülen yerli üretimi artırmak ve etçi ırkları yaygınlaştırma projesi kapsamında “Düve Üretim Merkezi’nde” yetişen Vanlıların “Vangus” dediği Anguslar Türkiye’nin önemli hayvancılık merkezlerinden Van’ın kaynak potansiyelini etkin kullanmaya yönelik projelerden biri. Yılmaz, sürüyü çoğaltıp tüm Türkiye’ye düve tedarik etmek, hayvan ithalatını azaltmak istiyor. Sabah saat beşte hayvan pazarında güne başlayan veteriner hekim Faysal Borizan, üçüncü kuşak çiftçi, Tarım Gençlik Konseyi üyesi. Onun enerjisi de doğal bir kaynak.
“Van Gölü’nün Hazineleri”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Sıfır Atık Vakfı iş birliğiyle düzenlenen Van Gölü Havzası Sürdürülebilir Gelecek Çalıştayı’nda, “Van Gölü’nün Hazineleri” diye bir kavram var. Bizim sorumluluğumuz bu hazineleri korumaktır” diyen Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın sözleri akıllara Ivan Illich’in “toplum, boşa harcadığı insan potansiyeli kadar yoksullaşır” sözü geldi. Bir şehrin, bir ülkenin kaynaklarını israf etmemek, insanlığın potansiyelini gerçekleştirebileceği projeler üretmek. Bunlar da atıksız yaşam kapsamına girmiyor mu?
Sıfır Atık Vakfı’nın etkili ve kapsayıcı çalışmalarıyla atık yönetimi merkeze atıksız kaynak yönetimini koyuyor. Atık yönetimindeki felsefe değişimi “gerçek atık nedir” sorusuna yeni çözümler üretiyor. Çöp kutusuna attığımız plastik şişeler mi, sofrada kalan ekmekler, dolapta yıllarca giyilmeyen kıyafetler mi? Atık dediğimiz görünmeyen onlarca israftan, hayata geçmeyen projeden, değerlendirilemeyen yeteneklerden, yapılamayan işbirliklerine kadar yüzlerde başlıkta yaratılamayan değer demek. İsraf sadece sofrada değil, yetenekte, zamanda, hayalde, insan ilişkilerinde.
Dünya artık başarıyı iş birliği kapasitesiyle ölçüyor. Kurumlar ve paydaşlar arasındaki kırılgan ilişkiler üretkenlikte görünmeyen devasa atıklar oluşturuyor. Uzmanlara göre bu durum medeniyet israfından başka bir şey değil. Toplumlar önce enerjilerini sonra geleceklerini kaybediyor. Ekonomist Kate Raworth’un “Donut Ekonomisi” modeline göre “gerçek kalkınma, İnsanlığın yaradılışındaki potansiyeli ortaya koyabilecek işbirliği ve güven ortamını inşa edebilmekte. Her biri bir araya geldiğinde atıksız bir kalkınma güçlü bir dünya inşa edilebilir.
Çok büyük bir dönüşümün adı
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Gülşen Orhan, “güçlü bir havza yönetim modeli, kurumlar arasındaki koordinasyonu güçlendirecek” sözü Jane Jacobs’un “bir kentin en büyük sermayesi binaları değil, insanların birbirleriyle kurduğu ilişkidir” saptamasının ne denli önemli olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Türkiye’de Sıfır Atık denildiğinde uzun yıllar boyunca akla ilk gelen şey evsel atıklardı. Sıfır Atık Hareketi, Emine Erdoğan Hanımefendinin güçlü vizyonu ve Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş’ın özverili çalışmalarıyla çok daha büyük bir dönüşümün adı olmaya başladı. Bugün mesele yalnızca plastik şişeyi geri dönüştürmek değil. Bir şehrin bilgisini /ilgisini geri dönüştürebiliyor muyuz? Gençlerini üretimin içine katabiliyor muyuz, kültürel mirasını ekonomik değere dönüştürebiliyor muyuz? Su kaynaklarını gelecek kuşaklara aktarabiliyor muyuz, kurumlar arasında ortak aklı sürekli kılabiliyor muyuz? Asıl sorular bunlar.








