Üretici, aracı, süpermarket, ihracatçı, kooperatifler ve haller. Tarım ve gıda ekosisteminin pek çok paydaşı, farklı zamanlarda gıda enflasyonunun baş aktörü olarak gösteriliyor.
Tarım; “kazanamayan çiftçi, manipüle eden aracı, satın alamayan tüketici” şeytan üçgenine sıkıştırılırken, üretimden sofraya uzanan değer zinciri doğru anlaşılamıyor, doğru yönetilemiyor. Tarla ile market arasındaki sistemi değiştirmeden, maliyetleri yönetmeden, aradaki aktörlerin adını değiştirerek gıda fiyatlarının düşeceğini sanıyoruz.
20 milyon tonluk dalgalanmayı yönetemeyen sistem, gıda enflasyonunu yönetebilir mi?
Tarımda asıl başarı Türkiye’nin 2025’teki 121,03 milyon ton bitkisel ürünü ile 2026’daki 143 milyon tonluk üretimi arasındaki 22 milyon tona yaklaşan dalgalanmayı çiftçi gelirini koruyarak, gıda enflasyonunu tetiklemeden yönetebilmekte. 2026’nın ilk bakışta herkesi sevindiren rekoltesi çiftçi için afete dönüşmek üzere. Tarımı yalnızca çiftçi üzerinden kurgulayan bir ülkenin bu dalgalanmayı tolere edebilecek gıda fabrikaları, küresel markaları, ihracatçıları, genişletilmiş ihracat pazarları, depolama altyapısı ve destek alım mekanizmaları yoksa bolluk başa bela.
Güçlü tarım için güçlü ihracatçı güçlü aracı lazım
Türkiye’de tarımsal destekler, çoğunlukla üreticiyi koruma perspektifiyle ele alınıyor. Çiftçinin ürettiğinin değer kazanabilmesi ve yıldan yıla değişen üretim miktarlarının ekonomik açıdan tolere edilebilmesi için güçlü gıda fabrikalarına, depolama ve lojistik işletmelerine, pazarlama şirketlerine ve ihracatçılara ihtiyaç var. Tarımı desteklemek, yalnızca üretim maliyetini karşılamak değil, üretilen ürünün alıcısını ve pazara ulaşma kapasitesini de güvence altına almak gerekiyor.
Çiftçi kutsal, tüketici mağdur, aracı suçlu
Tarla ile sofra arasındaki onlarca iş ve işlem, yalnızca Türkiye’de değil, bütün dünyada artan maliyetlerle mücadele ediyor. Aracıların yıl boyunca çiftçiye sunduğu finansal destek ve ticari rehberlik de çoğu zaman gözden kaçırılıyor. Üretici, ürününü hasat etmeden önce finansmana ihtiyaç duyabiliyor; hasat döneminde ürününü hızlıca elden çıkarmak zorunda kalabiliyor.
Dalda kalan üzüm ve narenciye örneklerinde görüldüğü gibi, ihracatçıların pazardaki işlevi zayıfladığında tüccar da tarlaya girip ürünü toplamaktan kaçınabiliyor. İhracat pazarlarında yaşanan sorunlar, finansman baskısı ve iç piyasada talebin gerilemesi, artan rekolteyle birleştiğinde üreticinin ürününü satmasını daha da zorlaştırıyor. İhracat kanalının daralması yalnızca ihracatçının değil, ürününü satacak yer arayan çiftçinin de sorunu hâline geliyor. Tam tersine ihracatçının pazarı genişledikçe çiftçinin ürünü değer kazanıyor, üretim karşılık buluyor, çiftçi geliri artıyor.








