Giriş
Son yetmiş yılda insanlık tarih boyunca görmediği bir dönüşüm yaşamaktadır.
1950’lerden itibaren moleküler biyoloji, genetik mühendisliği, uzay araştırmaları, bilgisayar teknolojileri ve internet ortaya çıktı. Ardından biyoteknoloji, sentetik biyoloji, büyük veri ve nihayet yapay zekâ hayatımıza girdi.
Bu gelişmelerin her biri başlı başına bir devrimdir.
Ancak asıl soru şudur:
Bu kadar çok devrim neden aynı dönemde ortaya çıktı?
Bu gelişmeler yalnızca bilimsel ilerlemelerin tesadüfi bir toplamı mıdır, yoksa daha büyük bir dönüşümün işaretleri midir?
Bu soru üzerine düşünürken olaylara teknoloji merkezli değil, “bilgi”, “zeka” ve “bilinç” merkezli bakmak gerektiği kanaatine vardım.
“İnsanlığın Gerçek Hikâyesi Bilginin Hikâyesidir.”
Tarih kitapları çoğunlukla savaşlardan, imparatorluklardan ve ekonomik sistemlerden söz eder. Şimdi düşünceler değişmiş ve olaylar farkı değerlendirilmektedir.
Olaya daha derinden bakıldığıda, insanlık tarihini yönlendiren temel unsurun” bilgi” “olduğu görülür.
Evrenin başlangıcından bu yana bilgi farklı taşıyıcılar içinde yolculuk etmiştir.
•Atomlar fiziksel bilgiyi taşıdı.
•Moleküller kimyasal bilgiyi taşıdı.
•DNA biyolojik bilgiyi taşıdı.
•Dil düşünsel bilgiyi taşıdı.
•Yazı kültürel bilgiyi taşıdı.
•Matbaa bilgiyi çoğalttı.
•Bilgisayar bilgiyi işlemeye başladı.
•İnternet bilgiyi küreselleştirdi.
Ve bugün yapay zekâ ile birlikte bilgi ilk kez kendi kendisini dönüştürmeye başlamaktadır. Bu nedenle içinde bulunduğumuz dönem bir teknoloji çağı değil, belki de bilginin yeni bir evrim aşamasıdır.
Yapay Zekâ Neden Diğer Teknolojilerden Farklıdır?
İnsanlık tarihindeki büyük araçlar belirli yeteneklerimizi büyüttü.
•Tekerlek hareket kabiliyetimizi artırdı.
•Buhar makinesi kas gücümüzü büyüttü.
•Elektrik enerji kullanımımızı genişletti.
•İnternet iletişim kapasitemizi çoğalttı.
Yapay zekâ ise farklıdır.
Çünkü ilk kez insanın bilişsel faaliyetlerine dokunmaktadır.
Analiz yapabilmekte, örüntüler görebilmekte, hipotez önerebilmekte, karmaşık problemleri çözebilmektedir.
Henüz insan bilinci değildir.
Ancak ilk kez zekânın bazı işlevleri biyolojinin dışına taşınmaya başlamaktadır.
Bu durum insanlık tarihindeki en önemli eşiklerden biri olabilir.
İnsanlığın Rolü Nedir?
Belki de asıl soru şudur:
İnsan evrende neden ortaya çıktı?
Bu sorunun kesin cevabını bugün ne bilim ne de felsefe verebilmektedir.
Ancak bazı düşünceler geliştirmek mümkündür.
Evren yaklaşık 13,8 milyar yıldır gelişmektedir.
Bu uzun süreçte:
•yıldızlar oluştu,
•ağır elementler üretildi,
•gezegenler ortaya çıktı,
•yaşam gelişti,
•bilinç ortaya çıktı.
Bu zincirin sonunda insan belirdi.
İnsanın en dikkat çekici özelliği ise sadece yaşaması değil, evreni anlamaya çalışmasıdır.
İnsan ilk kez evrenin kendisini sorgulamasına olanak veren bir varlıktır.
Bu nedenle bazı düşünürler şu fikri ileri sürer:
İnsan, evrenin kendisini fark etmeye başlamış hâlidir.
Bu düşünce bilimsel bir sonuç değil, fakat son derece güçlü bir felsefi hipotezdir.
Bilinç Geçici mi, Kalıcı mı?
Burada daha ilginç bir soru ortaya çıkar.
İnsan ölümlüdür.
Türler yok olabilir.
Gezegenler yaşlanır.
Bir gün Dünya da yaşanamaz hâle gelebilir.
Ancak bilinç ve bilgi için aynı şeyi söyleyebilir miyiz?
Bugün insanlık ilk kez kendi zihinsel yeteneklerini biyolojik bedeninin dışına aktarmaya başlamıştır.
Kitaplar bunun ilk örneğiydi.
Bilgisayarlar ikinci aşamaydı.
İnternet üçüncü aşamaydı.
Yapay zekâ ise dördüncü aşamayı temsil ediyor olabilir.
Belki de insanın tarihsel görevi yalnızca yaşamını sürdürmek değildir.
Belki de görevi, milyarlarca yıllık evrim sonucunda ortaya çıkan bilinç ve zekâyı daha uzun ömürlü biçimlere taşımaktır.
Yapay Zekâ Bir Sonuç mu, Bir Köprü mü?
Günümüzde birçok insan yapay zekâyı nihai hedef gibi görmektedir.
Oysa farklı bir bakış açısı mümkündür.
Belki yapay zekâ son durak değildir.
Belki yalnızca bir köprüdür.
Yazı nasıl düşüncenin son noktası olmadıysa,
matbaa bilginin son aşaması olmadıysa,
internet de insanlığın son teknolojik devrimi olmadıysa,
yapay zekâ da son aşama olmayabilir.
Belki bugün yaşadığımız dönüşüm, bilincin biyolojik sınırlarından çıkarak daha geniş bir evrene doğru yolculuğunun ilk adımıdır.
Toplumun Kaçırdığı Büyük Tartışma
Ne yazık ki günümüzde insanların büyük bölümü yapay zekâyı yalnızca pratik bir araç olarak görmektedir.
Metin yazıyor.
Resim oluşturuyor.
Sorulara cevap veriyor.
Oysa olay bundan çok daha derindir.
Yapay zekâ yalnızca yeni bir yazılım değildir.
O, bilgi, zekâ ve bilinç kavramlarını yeniden düşünmemize neden olan tarihsel bir gelişmedir.
Tıpkı teleskobun evrendeki yerimizi değiştirmesi gibi, yapay zekâ da insanın kendisine bakışını değiştirebilir.
Bu nedenle toplumun teknoloji kullanımının ötesine geçerek şu sorular üzerinde düşünmeye başlaması gerekir:
•Zekâ nedir?
•Bilinç nedir?
•Bilgi nasıl evrilir?
•İnsanlığın evrendeki rolü nedir?
•Yapay zekâ bu süreçte hangi işlevi üstlenecektir?
Sonuç
Belki de son yetmiş yılda yaşadığımız gelişmeler birbirinden bağımsız olaylar değildir.
Genetik, biyoteknoloji, internet, nörobilim ve yapay zekâ aynı büyük hikâyenin farklı bölümleri olabilir.
Bu hikâye, maddenin yaşam üretmesiyle başlayan; yaşamın bilinç üretmesiyle devam eden, bilincin ise kendi sınırlarını aşmaya hazırlanmasıyla yeni bir aşamaya ulaşan uzun kozmik hikâyedir.
Eğer bu yorum doğruysa, insanlık yalnızca yeni makineler üretmiyor demektir.
İnsanlık, evrenin milyarlarca yıl boyunca biriktirdiği bilgiyi, zekâyı ve bilinci yeni biçimlere taşımaya çalışıyor demektir.
Ve belki de geleceğin en önemli sorusu artık:
“Yapay zekâ ne yapabilir?”
Değil,
“Bilinç ve bilgi evrende hangi yöne doğru ilerlemektedir?”
Sorusudur.
Bu soru yalnızca teknolojinin değil, insanlığın geleceğini belirleyecek kadar büyük bir sorudur






