Her yıl başaklar sararırken aynı terane tekrarlanır. Maliyetler ve çiftçi ailesinin insanca geçinebilmesi için taban fiyatın en az ne kadar olması gerektiği bilimsel ve teknik hesaplamalarla ispatlanır.
Sonuç hep nafile olur.
Dünyanın en yüksek gıda enflasyonu olan ülkemizde bu çabalar, köre gözlük, sağıra kulaklık misali her sene boşa gider. Yine de emeğin değerini bilen vatansever uzmanlar, yıllardır bu beyhude uğraşı, ahlaki, vicdani ve vatani bir borç bilerek yılmadan sürdürürler.
Sayısal polemiklerle gerçekler gizlemeye çalışılsa da artık aldatmaca açıkça görülmektedir. Son çeyrek yüzyılda gelinen nokta, maddiyatın ötesinde manen kabul edilemez çöküşü göstermektedir. Hakk huzurunda emeğin karşılığı olan hak, çiftçinin alın teri faize ezdirilmiştir.
En basit hesapla bile durum ortadadır. Çiftçi üretim için yapacağı masrafı, ekim döneminden hasattan aylarca sonra yapılan ödeme zamanına kadar faizde tutsa kazanacağı faiz geliri, devletin kendisine layık gördüğü paradan oldukça daha fazladır. Yine de fedakâr ve cefakâr çiftçimiz, ekmek kadar kutsal saydığı buğdayın üretimine devam etmek için faize sırt çevirmekte ve çile çekmektedir.
Peki, bu inançlı insanlara yazık değil mi?
Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk yaklaşık bir asır önce, “Üreten köylü çiftçimizin için bu ülkenin gerçek sahipleri ve efendileridir” diye boşa dememiştir. Yedi yüzyıldır dünyanın çeşitli yörelerine göndererek kanlarını akıttığımız, kemiklerini topraklarında bıraktığımız, emeklerini ellerinden alıp harcadığımız, bunca fedakârlık ve iyiliklerine karşılık nankörlük, küstahlık ve zorbalıkla uşak durumuna indirdiğimiz bu insanların huzurunda gerçek durumumuzu almamız gerektiği talimatını vermiştir. Bu doğrultuda az zamanda çok ve büyük işler başarmıştır.
Maalesef aradan geçen yüzyıllık sürenin ilk 50 yılında elde edilen birikim ve verilen emekler, son 50 yılda tüketilmiştir. Büyük Önder’in izinden çıkılarak, bu mübarek üretim yapanlara bile ihanet edilmiştir. Aslında aşikâr bir şekilde ülkede üretimden vazgeçilmekte ve tarım tasfiye edilmektedir. Bu durum açıklanan hububat fiyatları ile açıkça bir kez daha ispatlanmıştır.
Sonuç olarak; buğdayın ana vatanı olan bu topraklarda, bu cennet vatanda, 21. yüzyılın teknolojisi, bilgisi ve imkânlarına rağmen yaşananların izahı mümkün olmayan bir durumdur. İşin daha da vahimi çiftçimizin yanı sıra toplumun neredeyse %85’inin açlık sınırı altında olduğu, dengeli beslenme için yeterli gıdaya ulaşamadığı bir döneme girilmiştir. Her coğrafyasında savaşlar, kuraklıklar, felaketler olmasına rağmen, dünyanın hiçbir yerinde hatta savaşan ülkelerinde bile bizdeki gibi ciddi sorunlar görülmemektedir. Dünyada çözümü kolay olağan tehditler; gaflet, dalalet ve hatta daha kötü gerekçelerle sadece ülkemize özgü giderek çözümü zorlaşan krizlere dönüşmektedir.







