Artvin’de yapılan karşılaştırmalı çalışmalarda Türkiye’nin doğal türleri olan Vaccinium myrtillus ve Vaccinium arctostaphylos’un, ticari blueberry olarak yetiştirilen Vaccinium corymbosum çeşitlerinden daha yüksek antioksidan aktivite gösterdiği ortaya koyuyor. Bizim zaten kendi yaban mersinimiz de var. Ama biz ne yaptık? ABD’nin onlarca yıl boyunca ıslah ederek kendi iklimine uyarladığı çeşitleri milyonlarca lira ödeyerek ithal ettik.
Bazen bu köşenin konusu, pazarda, markette şekilleniyor. İlhamını doğrudan hayatın içinden alan yazılar da genelde daha çok yankı buluyor. Bu sefer de öyle olacak mı, görelim..
Elbette siz de farkındasınızdır İstanbul’daki semt pazarlarında, epeydir “lüks” bir meyve satılıyor. Adı; Blueberry. Mucizevi meyvelerden biri olarak girdi hayatımıza.. Adeta “ölümsüzlük meyvesi” muamelesi yapılıyor kendisine.
Biz ona “yaban mersini” diyoruz ama bu ifade botanik açıdan hatalıymış. Blueberry’nin Türkçe’deki doğru tanımı; “Maviyemiş” olmalıymış. ‘Olmalıymış’ diyorum zira, bunu söyleyen meyveyi 2000 yılında ABD’den Türkiye’ye getiren; 19 Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü’nden Prof. Dr. Hüseyin Çelik.
Neyse asıl konumuz isim karmaşası değil. Asıl konumuz; blueberry’nin lüks marketlerde başlayan yolculuğunun, pazarlardaki dökme tezgahlara kadar ulaşması ve ‘blueberry’e adeta Türk tarımının kurtarıcısı muamelesi yapılması.
Gerçi biz bunu hep yapıyoruz. Bir ara kivi furyası vardı. Sonra herkes “avokadocu” olmuştu. Canım narenciye ağaçları sökülüp, yerlerine ithal avokado ağaçları dikildi.
“Yeşil altın” haberleri medya ve sosyal medyayı süslerken, kimse avokado plantasyonu arttıkça ekonomik değerinin azalacağı gerçeğine aldırış etmedi. Ve tabii daha da önemlisi bu ithal bitkinin ne kadar su tükettiği kimsenin önceliği olmadı.
Şimdi de benzer bir süreci ‘blueberry’de yaşıyoruz…
Türkiye’nin dört bir yanında yüzlerce dönüm araziye blueberry bahçeleri kuruluyor. Bankalar bile işin içine girdi, çorak arazilerde saksılarla dev bahçeler kuruluyor. Kredi muslukları açık, devlet de bahçe kurulumuna destek veriyor.
Diğer yandan kırsala dönen beyaz yakalıların ‘blueberry’ tarımı ile başarı hikâyeleri birbiri ardına gazetelere taşınıyor. Sosyal medyada blueberry, “süper gıda”, “mavi altın”, “geleceğin meyvesi”, “en kârlı yatırım” başlıklarıyla pazarlanıyor.
Hatta öyle bir noktaya geldik ki, dünya üretiminde açık ara lideri olduğumuz fındığa bile rakip gösterilmeye başlandı. Ordu’da fındık bahçelerini söküp blueberry diken üreticilerin hikâyeleri “vizyoner girişim” olarak servis ediliyor.
Peki gerçekten öyle mi?
Yoksa biz yine, tarımın geleceğini kendi toprağımızın gerçeklerinden çok, küresel bir pazarlama hikâyesine mi teslim ediyoruz?
Yanlış anlaşılmasın…
Blueberry hem ekonomik hem de sağlık açısından gerçekten değerli bir meyve.
Bilimsel literatürde sağlık üzerindeki olumlu etkileri tartışılmıyor bile. Antosiyaninler, fenolik bileşikler, antioksidan kapasitesi, damar sağlığı, inflamasyon, glisemik denge… Hepsi doğru.
Ama Türkiye için sürdürülebilir bir alternatif mi? Türkiye’nin tarımının itici gücü olabilir mi?