Geçen hafta, bir daveti bahane edip, Bodrum’daki lüks bir otelde kısacık bir tatil yaptım. Otel, Göltürkbükü’nde, güzel bir koya hakim tepede kurulmuştu. Tek keyif bozan şey, fırtına kuvvetinde esen poyrazdı. Öylesine sert esiyordu ki, ne denize girmek ne de kıyıdaki şezlonglarda keyif çatmak mümkün oluyordu. Ben de kendimi yemeğe vurdum (her zamanki gibi).
Restoranlardaki menülerin neredeyse hepsinin tadına baktım. Kimini çok beğendim, kimine “ehh” deyip geçtim. Sert rüzgar yüzünden hiçbir yemek masama sıcak gelmedi. Garsonlara kızmadım, poyrazı suçladım. Özellikle balıkçıda yediğim yemekler, alışılmışın dışında lezzetliydi. Şefin hazırladığı başlangıçlar damak çatlatan cinstendi. Özellikle kirazlı deniz tarağı, üst düzey bir yemek olmuştu. Havuç püresi, ayşekadın fasulye ve kurutulup toz haline getirilmiş zeytin üstünde getirilen sinarit ızgara ise damağımda unutulmaz tatlar bıraktı.
Ama yemeklerin en lezzetlisini, İtalyan lokantasında yedim. Neydi o yemek diye sorarsanız, “Alla Bottarga” olduğunu söyleyebilirim. Bu yemek, İtalya’nın zengin adası Sardunya mutfağına ait. Çok ünlüymüş ama ben ilk kez tadına bakma fırsatını buldum. Üstelik Sardunya’da iki hafta kalmama rağmen. Demek gözümden kaçmış.
Bottarga dediğim, bizim balmumu ile sarılmış balık yumurtası. Akdeniz yöresinde binlerce yıldan beri bilinen bir yiyecek.
Garson, kıvamında pişmiş spagetti üstüne biraz erken sıkım yeşil renkli zeytinyağı gezdirdi. Onun üstüne de bir miktar balık yumurtası rendeledi. Hepsi bu. İlk çatalımı aldığımda, tüm Akdeniz’in tabağıma doluştuğunu hissettim. Bir yanda denizin tuzlu tadı, öte yanda balığın kokusu ve lezzeti. Böylesine basit, böylesine lezzetli bir makarnayı bugüne kadar aklımın ucundan bile geçirmemiş olmanın öfkesi bütün benliğimi sardı adeta.
Şef, bu makarnanın üstüne parmesan peyniri rendelenmemesi konusunda da uyardı. Parmesanın baskın tadı ve tuzu, balık yumurtasının lezzetini bastırıyormuş.
Damağımı saran bu muhteşem lezzet, beni arayışlara itti. Eve döndüğümde, üstüne biraz tereyağı (zeytinyağı da olabilir) sürülmüş iki dilim kızarmış ekmeğin üstünü, kağıt kalınlığında dilimlenmiş balık yumurtası dilimleri ile kapladım, birkaç damla da limon gezdirdim. Her ısırıktan sonra, kıvamında soğutulmuş beyaz şarap yudumladım. Balık yumurtası biraz tuzlu olduğu için soğuk bira da yanına yakışabilir. Böylesine lezzetli, böylesine besleyici bir atıştırmalıkla tanışmak beni çok mutlu etti.
Hatta omletin ve yeşil salatanın üstüne de bir miktar rendelerseniz, bu basit yemeklerin tadının nerelere tırmandığını göreceksiniz. Deneyin, pişman olmazsınız.
NİL NEHRİ’NDEKİ KEFALLERİN YUMURTALARI
Balık yumurtasının firavun sofralarında dahi göründüğü rivayet olunur. Nil Nehri’nden yakalanan kefallerin yumurtalarından yapılan bu yiyeceğin, Antik Mısır’da zengin sofralarının başköşesinde oturduğu öne sürülür.
Balık yumurtası Antik Yunan, Bizans ve Osmanlı sofralarında da boy göstermiştir. İstanbul’da tek tük kalan balık yumurtası satıcıları, Bizans’tan bugüne sarkan bu lezzetli yiyeceğin unutulmaması için canla başla mesleklerini sürdürüyorlar.
Dostlarım, Teoman Hünal ve Gabi Doenyas, lezzet konusunda asla taviz vermezler. Lezzetli bir yiyeceğe sahip olabilmek için dere tepe yol kat etmekten çekinmezler. İkisi de ansiklopedi gibidir. Neyi sorsan bilirler. Bunun için Wikipedia onlara soruyorum birçok bilmediğimi.









