10-13 Eylül tarihleri arasında Ankara’da düzenlenen tarım fuarını ziyaret ettim.
Bir tarım fuarını sadece stantlardan, traktörlerden, tarım makinelerinden ve firmaların ürünlerinden ibaret görmemek gerekiyor.
Çünkü tarım fuarları aynı zamanda tarım sektörünün nabzının tutulduğu yerlerdir.
Çiftçinin beklentisini, üreticinin moralini, sektörün geleceğe bakışını, firmaların piyasadaki durumunu ve tarım ekonomisinin fotoğrafını görmek açısından önemli organizasyonlardır.
Ankara Tarım Fuarı’nda da bunların tamamını görme fırsatım oldu.
Ancak gördüğüm tablo beni açıkçası düşündürdü.
Çünkü Ankara gibi Türkiye’nin başkentinde ve tarım açısından önemli bir şehirde böylesine derme çatma bir fuar alanı olmamalıydı.
Ankara’nın fuar alanı bu olmamalı!
Ankara…
Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti.
Aynı zamanda ciddi bir tarımsal üretim potansiyeline sahip.
İlçeleriyle, köyleriyle, üreticisiyle Ankara başlı başına önemli bir tarım şehri.
Böyle bir şehrin tarım fuarının ise daha modern, daha ulaşılabilir, daha konforlu ve uluslararası standartlara uygun bir fuar alanında yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Fuar alanına girdiğiniz andan itibaren bunun eksikliğini hissediyorsunuz.
Fuar alanında dolaşmak başlı başına bir mesele.
Ben bile kendimi zaman zaman “hamster kafesinde” gibi hissettim.
Tek bir noktadan giriyorsunuz.
Sonra tel çitlerle oluşturulmuş koridorlardan ilerliyorsunuz.
Bir yere girmek için belirlenmiş güzergâhtan geçmek, çıkmak için başka bir güzergâhı takip etmek zorundasınız.
İnsanların özgürce dolaşabileceği, istediği standa kolayca ulaşabileceği bir fuar ortamından ziyade, belirli koridorlara yönlendirilmiş bir kalabalık görüntüsü vardı.
Açık konuşmak gerekirse bu durum ciddi bir eziyete dönüşmüş.







