TEMA Vakfı, Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü’nde Türkiye’nin son 65 yılda mera varlığının yarısından fazlasını kaybettiğine dikkat çekerek meraların toprak, su ve gıda güvencesi açısından yaşamsal önem taşıdığını vurguladı.
Kuraklık, çölleşme ve arazi tahribatının hızla arttığı bir dönemde 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü, doğal varlıkların korunmasının kritik önemini yeniden gündeme taşıyor.
Birleşmiş Milletler’in 2026 yılını “Uluslararası Meralar ve Çobanlık Yılı” ilan etmesiyle birlikte, bu yılın odağı kurak ve yarı kurak ekosistemlerin korunmasında kritik rol oynayan meralar oldu. “Fark Et, Koru, İyileştir!” çağrısı, mera alanlarının ekolojik, ekonomik ve sosyal değerine dikkat çekerken; gıda güvenliği, su döngüsü ve kırsal yaşam için yaşamsal rolünü de ortaya koyuyor.
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, meraların yalnızca hayvancılıkla sınırlı görülmemesi gerektiğini belirterek, “Doğal meralar; toprağı koruyan, suyun toprağa süzülmesini sağlayan, karbon depolayan ve çok sayıda canlıya yaşam alanı sunan ekosistemlerdir. İklim krizinin etkilerinin arttığı günümüzde meralar, çölleşme ve kuraklığa karşı en güçlü doğal kalkanlarımızdan biridir” dedi.
Türkiye’nin kaybettiği mera alanı, Marmara’nın iki katı büyüklüğünde
Doğal meraların çölleşme ve erozyonla mücadelede kritik rol oynadığını vurgulayan Ataç, “Toprağı örterek yağışın yüzeyde oluşturduğu tahribatı azaltır, suyun toprağa sızmasını sağlar ve su döngüsüne katkı sunar. Meraların tahrip edilmesi ise erozyonu artırır, toprak kaybını hızlandırır ve kuraklığın etkilerini derinleştirir” diye konuştu.
Türkiye’nin mera varlığının son 65 yılda yüzde 54 azaldığını vurgulayan Ataç, 1960’ta yaklaşık 29 milyon hektar olan çayır ve mera alanlarının bugün 13 milyon hektar seviyesine gerilediğini hatırlattı. Kaybedilen mera alanı, Marmara Bölgesi’nin iki katını aşan büyüklükte.







