Çatalın soyluların sofralarında değişmez bir alet haline gelmesi 16. ve 17. yüzyıllara rastlıyor. Ama çatal kullananlara iyi gözle bakılmıyordu. Toplum fetvacıları, çatalla yemek yemenin kadınsı bir eylem olduğu konusunda uyarılarda bulunuyorlardı. Yani çatalla yemek yiyen erkeklerin karizması çizilebilirdi.

Bu hafta konumuz “çatal…”
“Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı” misali bir şey oldu ama…
Memleket, dünya karmakarışık. İç sıkıcı haberler insanda yaşam sevinci bırakmıyor.
Onun için ben de “çatala sarıldım…”
Yani konuyu ters köşeye yatırmaya niyetlendim.
Başlayalım:
Sofranın bir kuralı vardır, “sağ elde bıçak, sol elde çatal” olacak! Bu kuralı tanımadığını söyleyenlerin gerekçesi ise sol elin çatalı tutmaya elverişli olmadığı yolundadır.
Aslında sol elimizle aramız pek iyi değildir.
Solaklar dışında, sol el üvey evlat gibidir. Sağ elin karşısında eziktir, boynu büküktür. Beceriksizle itham edilir, aşağılanır. Bazı inanışlarda yemek sağ elle yenir, k*ç sol elle temizlenir. Yani sağ iyi işlere layıktır, sol ise bir kölenin kaderini paylaşır.
Ama modern çağla birlikte sofralarda yer alan çatal, nedense bu “yeteneksiz” ele teslim edilmiştir. Bıçağın kestiği parça, onun yardımıyla çatala konur ve ağza götürülür. Bunu becerebilmek herkesin harcı değildir. Tabaktan alıp ağza kadar olan uzun yolu, çatalın üstündekileri dökmeden götürmek beceri ister, alışkanlık gerektirir. Hele eliniz biraz titriyorsa, tabakla ağız arasındaki mesafe uzadıkça uzar, lokmayı çatalın üstünde tutmak, sekiz kuvvetindeki bir depremde ayakta kalmak kadar zorlaşır.

Konuya tekrar döneceğiz. Önce yemek yemenin geçmişinde biraz dolaşalım.
Bıçak, yemek yemenin ilk aracıdır. Kesmeyi, parçalamayı binlerce yıllardan beri bıçak üstlenmiştir. İnsanoğlu sulu yemekleri keşfedince, devreye kaşık da girer. Kaşık niyetine ilk kullanılanlar ise midye ve salyangoz kabuklarıdır.
Binlerce yıl sofralarda çatal görülmez. Ta ki MS 100 yılına kadar… İlk görüldüğü yer ise Orta Doğu’dur. İşin garip yanı, o zamanlar yemeği çatalla yiyen Orta Doğu halkı, şimdi yemek yemek için sağ ellerinin üç parmağını tercih ediyorlar.
Bazı yemek araştırmacılarına göre çatal Avrupa’ya ilk kez Venedik üzerinden, Bizans prensleri tarafından götürülmüştür. Bizanslıların kullandığı çatal, iki uçlu ve genellikle eti kesmekte bıçağa yardımcı oluyordu. Çatalın Fransa’da sofralarda görülmeye başladığı tarih ise 1560’lı yıllar. Fransa’yı çatalla tanıştıran ise ünlü Medici ailesinin kızı Catherine de Medici.
Çatal, 16. yüzyılda hükümdarların akşam yemeği sofralarında bile oldukça nadir görülüyordu.
Çatal kullanıldığına dair ilk yazılı kayıt 14. yüzyıl İtalya’sında karşımıza çıkıyor. Çatalın soyluların sofralarında değişmez bir alet haline gelmesi 16. ve 17. yüzyıllara rastlıyor. Ama çatal kullananlara iyi gözle bakılmıyordu. Toplum fetvacıları, çatalla yemek yemenin kadınsı bir eylem olduğu konusunda uyarılarda bulunuyorlardı. Yani çatalla yemek yiyen erkeklerin karizması çizilebilirdi. Bu yüzden İngiliz deniz askerleri o günden beri yemek yerken çatal kullanmamaya özen gösteriyorlar. Fransa’da, Versailles sarayında da XIV. Louis, kendi torununun çatal kullanma adetini benimsemesine onay vermediğini belirtiyordu. Çünkü, dindarlar çatalın şeytanın silahı olduğunu öne sürüyorlardı.







