Pazar pazar biraz daha canınızı sıkayım: Geçen temmuz ayı, son 55 yılın en sıcak ayı oldu. Güneş, göllerdeki, nehirlerdeki suyu buharlaştırıp aldı götürdü. Ekim 2024 ile Eylül 2025 arasında son 52 yılın en az yağmuru yağdı. Sıcak ve kuru hava yüzünden 53 şehirde, 110 bin futbol sahası büyüklüğündeki orman yandı, bitti, kül oldu!

Ve adım adım gelen felaket, sonunda kapıyı çaldı.
Suyunuz sonsuza kadar kesilecek.
Sizin mahallede bir arıza yok. Arıza bütün dünyada!
Felaketin adı: Kuraklık. Yıllardan beri söylenen “su savaşları”nın kuru ve sıcak nefesi, insanlığın ensesinde duyulmaya başladı.
Bu söylem gençlik yaşlarımda da söylenirdi.
Onca nehri, gölleri görünce bu tehdit bana saçma gelirdi. Bunca su… Yer altındakiler, dağ zirvelerindeki karlar, kilometrelerce uzanan buzullar…
Kullan kullan bitmez gibi gelirdi…
Ta ki geçenlerde yayımlanan Birleşmiş Milletler Üniversitesi’nin hazırladığı raporu okuyuncaya kadar!
Rapor, dünyanın “küresel su iflası” dönemine girdiğini bildiriyordu.
İç karartıcı raporda, asırlardan beri yapılan bilinçsiz su kullanımının “kaynaklarda geri dönülmez bir hasara yol açtığı” belirtiliyordu.
Raporun son paragrafında uzmanlar, bu krizin küresel ölçekte kalıcı bir risk hâline geldiğini vurguluyor ve “yüzyılın en büyük çatışma nedeni” olacağını öne sürüyorlardı.
Yani dünya hiç huzura kapılmayacaktı.







