Sık sık Türkiye’ye gelse de 26 yıldır Roma’da yaşıyor. İki ülkede de yazılı basın ve televizyon kanallarında çalışmalarını sürdürüyor.
Aynı zamanda zeytin ve zeytinyağı tadımı uzmanlığında yetkin bir isim. Bu konularda üniversite ve farklı kurumlarda eğitim, danışmanlık veriyor. Son projeleri ‘İstanbul’da bir İtalyan Restoranı Lucente’nin hikâyesini konuşmak üzere Elvan’la ve yatırımcılardan Serap Çelik’le bir araya geldik. Çok uzun bir o kadar da etkileyici ve en önemlisi de ülke olarak ders çıkartmamız gereken bir sohbet oldu…
◊ Serap Hanım mesleğiniz avukatlık ve otelin hukukla ilgili işlerini yürütüyorsunuz, bu özel proje nasıl ortaya çıktı? Elvan Hanım’la yolunuz nasıl kesişti?
– Eşim Fatih de ben de İtalya’yı ve yemeklerini seviyoruz. CVK Oteli 13 yıl önce satın almıştık. Zaman içinde otele bağlı ama ondan ayrı kültürünü de yansıtan gerçek bir İtalyan restoranı açmak istedik. Ortak tanıdığımız Ebru Erke bizi Elvan Hanım’la buluşturdu, anlaştık. Önerdiği konsepti, izleyeceği yolu benimsedik. Işık anlamına gelen, çok sevdiğim Lucente adını koyduktan sonra yaratım sürecine katılmak benim için yeni bir deneyim oldu, uyumla birlikte çalışmaya devam ediyoruz.

◊ Sevgili Elvan bu hikâyeyi nasıl kurguladın?
– Aslında hikâye uzun ama kısaca anlatmaya çalışayım. İtalyan mutfağı çok bilinmesine rağmen tanımlanması zor bir mutfak. İtalya’nın geçmişinin şehir devletlerden oluşması gibi mutfağı da şehir mutfaklarından oluşuyor. Roma’da bir ‘osteria’da ne yiyeceğiniz, ne pişireceğiniz bellidir. Aynı şekilde Milano, Floransa, Napoli, Venedik’te de. Nereye giderseniz o toprağın o kültürün oluşturduğu, köyden köye evden eve değişen bu zengin mutfakta tüm uçları birleştiren görünmez bir ip var adeta.
Bunu İtalyan mutfağının Dante’si sayılan yani Pellegrino Artusi’nin reçete kitabı ve bu kitapla birlikte belirlediği 10 maddelik manifesto bir temele oturtuyor. Ana hatlarıyla yemek dediğin sağlıklı olacak, sade olacak, yerel, taze malzeme kullanacak, kaynakları doğru değerlendirecek.
◊ Ekip nasıl kuruldu?
– Mutfağın başına gelen Aykut Doğanok teknik açıdan çok donanımlı, kendini ispat etmiş bir isim. Otel geçmişi olan genç şeflerden oluşan bir tugayı devraldı. Çalıştığı süre boyunca İtalyan ustalarla birlikte çocukları yoğurdu.Lucente fine dining/yüksek mutfak restoranı olarak doğmadı, öyle olmayı da hedeflemiyor. Öncellikle mahalle lokantası olmaya çalışacak, sonrasında mayasına katılan yeni öğelerle yolunu çizecek.
◊ Bu yolu nasıl anlattın?
– Öncelikle Artusi’nin bu manifestosunu Türkçeye çevirdim. Mutfak ve salon ekibiyle yaptığımız seminerlerde, sohbetlerde bu mutfağın temellerini anlatıp, kendi cümleleriyle konuşabilmelerini hedefledim. Tabii ki henüz yolun başındayız. Artusi’nin altını çizdiği, yerellik tazelik kavramlarını kelimenin gerçek anlamıyla aldık. Yeri geldiğinde Türkiye’de bulunan İtalyan malzemeden daha kaliteliyse gururla yerli muadili kullanılıyor.







