“Son Kasım”ın, 10 Kasım’ın hemen öncesinde, kimine göre hiç tatmamış olduğu enginar yemek ister Atatürk, ama enginar zamanında yetiştirilemez. Ne var ki “son yemekler listeleri”nden birinde, 1 Kasım’da ve sonraki günlerde mesela, enginar vardır menüde.

Herkesin bildiği bir açıklama ile yazıya başlıyorum. Yazının kahramanı kim? Çanakkale kahramanı bir subay, İstiklal Savaşı’nın Başkomutanı, İlk Meclis’in Başkanı, Cumhuriyet’in Kurucusu, İlk Cumhurbaşkanı, “Cumhuriyet devrimleri”nin öncüsü…
Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin babası:
Yani Atatürk…
Yarın ölüm yıldönümü. İyisiyle, kötüsüyle herkes bir kez daha hatırlayacak!
Bu haftaki yazımda onun unutulmaz sofralarından bahsedeceğim.
Yazıyı ben yazmadım. Umur Talu ile Bengi Baran’ın birlikte yazdığı “Devrim Mutfağı” adlı kitabından aldım.
“Yeni evlendiğimde ilk çağrıldığım ve yanında özel konuk olarak oturduğum, yemek yediğimiz görkemli masada ölüsünü görmek çok ağır gelmişti.” Şakir Paşa Ailesi’nden ünlü seramik sanatçısı Füreya Koral “son”u bu şekilde hatırlıyordu yıllar yıllar sonra.
Füreya’nın Mustafa Kemal Atatürk’ü ilk görüşü, Yalova kaplıcalarındadır. Rahatsız olan annesini ziyarete gittiğinde Atatürk de oradadır ve masalar birleştirilir, çay içilir. Göz alıcı giysiler içindeki Füreya o masada sigarasını tüttürmeye devam eder.
Bir zaman sonra Füreya, Kılıç Ali’nin eşidir artık. Paşa ise Atatürk’ün en yakınlarından. “Gazi Paşa” ile ilk yemek öncesi, o Yalova sofrası anısından ötürü Kılıç Ali eşini uyarır: “Sofrada sigara ve içki içme!” O yemekte Atatürk Füreya’dan, yine sofrada bulunan Afet İnan’ın hazırladığı bir Fransızca konuşmayı Türkçe okumasını ister. Önce itiraz eder sanatçı, sonra kabul der.
“Son” dedik ya, “Son Kasım”ın, 10 Kasım’ın hemen öncesinde, kimine göre hiç tatmamış olduğu enginar yemek ister Atatürk, ama enginar zamanında yetiştirilemez. Ne var ki “son yemekler listeleri”nden birinde, 1 Kasım’da ve sonraki günlerde mesela, enginar vardır menüde. “Son” deyince, öyleyse son günlerde neler yediğine veya yiyebildiğine bakalım önce; gün gün vermeden, her ayrıntıya girmeden, ekim başından itibaren, 10 Kasım 1938’e kadar (Murat Bardakçı’nın “Atatürk’ün Mutfağı” kitabını referans alarak.)

Mısır, çorba, konsome, poriç, kıymalı makarna, tavuk köftesi, yulaf, kabak püresi, patates, patlıcan, domates dolması, haşlama piliç, piliç etli türlü, pilav, bamya, havuç püresi, muhallebi, sütlaç, yoğurt, tereyağı, bal, reçel, çay, salep, hoşaf, limonata, portakal suyu, elma suyu, üzüm suyu, papatya suyu, ayran, glikozlu üzüm suyu, süt… Günler ilerledikçe katı gıdaların yerini sıvılar ve glikoz alır. 8-9 Kasım ise sütlü kahve, glikoz, yulaf poriç, glikozlu süt, glikozlu elma suyu ve bir buzdan ibarettir.
Ankara’da, Çankaya Köşkü’nde Cumhuriyet’in bilhassa ilk yıllarında hep “iaşe” ve sofra telaşı olmuştur. Eksik takımlar ve mutfak eşyaları, araç gereçleri temin edilmeye, eksik gıdalar bazen günübirlik tekrar tekrar alınmaya, davetlere yetiştirilmeye çalışılır.







