Güçlü sektörel birlikler, güçlü sektörler oluşturur. Güçlü sektörler ise güçlü Türkiye’yi inşa eder.
Türkiye’nin tarım ve gıda sektörüne dışarıdan bakıldığında güçlü bir kurumsal yapı görülüyor.
İhracatçı birlikleri var.
Ticaret ve sanayi odaları var.
Ticaret borsaları var.
Üretici birlikleri, kooperatifler, dernekler ve sektör temsilcileri var.
Peki o zaman neden hala birçok yapısal sorunu konuşuyoruz?
Neden tarımda verimlilik sorunları devam ediyor?
Neden katma değerli ihracat istediğimiz seviyeye ulaşamıyor?
Neden dünyanın en önemli tarım ülkelerinden biri olmamıza rağmen küresel markalar çıkarma konusunda zorlanıyoruz?
Aslında cevap oldukça nettir:
Sorun kurum eksikliği değil, ortak akıl eksikliğidir.
Türkiye’de kurum sayısı az değil.
Eksik olan; kurumların birlikte düşünmesi, birlikte planlaması ve birlikte hareket etmesidir.
Bugün tarım ve gıda sektörünün en büyük ihtiyacı yeni kurumlar kurmak değil, mevcut kurumlar arasında güçlü bir koordinasyon oluşturmaktır.
Çünkü parçalı akıl büyük hedefleri gerçekleştiremez.
Bir kurumun bildiğini diğeri bilmiyor.
Bir bölgede elde edilen tecrübe başka bir bölgeye aktarılamıyor.
Üreticinin yaşadığı sorun çoğu zaman ihracatçının masasına ulaşmıyor.
İhracatçının sahadaki tecrübesi ise karar vericilere yeterince yansımıyor.
Sonuç olarak herkes kendi alanında çalışıyor ama sektör aynı hızla ilerleyemiyor.
Oysa gelişmiş ekonomilere baktığımızda farklı bir tablo görüyoruz.
Sektörel kuruluşlar yalnızca temsil görevi yapmıyor.
Araştırıyorlar.
Veri topluyorlar.
Geleceği analiz ediyorlar.
Sektörel raporlar hazırlıyorlar.
Üniversitelerle birlikte çalışıyorlar.
Yeni nesil liderler yetiştiriyorlar.
Uluslararası pazarları sürekli takip ediyorlar.
Ve en önemlisi, sektör adına ortak bir vizyon oluşturabiliyorlar.
Bu nedenle hükümetler onları dinliyor.
Çünkü fikir üretiyorlar.
Çözüm üretiyorlar.
Gelecek üretiyorlar.
Türkiye’nin de artık bu anlayışa ihtiyacı var.
Özellikle tarım ve gıda sektöründe.
Çünkü dünya çok hızlı değişiyor.
Tüketici değişiyor.
Perakende değişiyor.
Teknoloji değişiyor.
İklim değişiyor.
Ticaret yolları değişiyor.
Avrupa’daki marketler değişiyor.
Dağıtım sistemleri değişiyor.
Markalaşma anlayışı değişiyor.
Bu değişimi takip etmeyen sektörlerin rekabet gücü her geçen gün azalacaktır.
Burada özellikle dikkat çekmek istediğim bir konu daha var.
Türkiye’nin Avrupa’daki gıda ihracatının çok büyük bir bölümü, yıllardır Avrupa’da faaliyet gösteren Türk girişimciler, ithalatçılar, toptancılar, distribütörler ve perakendeciler üzerinden gerçekleşiyor.
Ancak bu büyük saha tecrübesi çoğu zaman Türkiye’deki karar alma mekanizmalarına yeterince dahil edilmiyor.
Oysa ihracatın gerçek hikayesi fabrikada değil, ürünün satıldığı pazarda yazılır.
Market rafında yazılır.
Tüketicinin tercihinde yazılır.
Kategori yönetiminde yazılır.
Satış noktasında yazılır.
Bu nedenle Avrupa’daki Türk gıda sektörünün bilgi birikimi, Türkiye’nin ihracat stratejilerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmelidir.
Artık yeni bir anlayışa ihtiyaç vardır.
Üreticinin, ihracatçının, akademisyenin, odaların, birliklerin, kamu kurumlarının ve yurt dışındaki sektör temsilcilerinin aynı masada buluştuğu bir ortak akıl sistemine ihtiyaç vardır.
Çünkü önümüzdeki dönemde başarı; en çok üretende değil, en doğru organize olanda olacaktır.
En çok konuşanda değil, en çok birlikte hareket edende olacaktır.
En büyük kurumlarda değil, en güçlü iş birliğini kurabilenlerde olacaktır.
Türkiye’nin tarım ve gıda alanında sahip olduğu potansiyel tartışılmaz derecede büyüktür.
Ancak potansiyel tek başına başarı getirmez.
Potansiyeli güce dönüştüren şey; vizyon, koordinasyon ve ortak akıldır.
Belki de artık sormamız gereken soru şudur:
Yeni kurumlar mı kurmalıyız, yoksa mevcut kurumları ortak bir hedef etrafında bir araya getirmeyi mi başarmalıyız?
Çünkü geleceği belirleyecek olan cevap tam da burada saklıdır.
Güçlü tarım, güçlü gıda sektörü ve güçlü ihracat; güçlü ortak akıl ile mümkündür.
Volkan Aydin
Frankfurt







