Hafta sonu, Manisa’nın Sultani üzümü ile öne çıkan ilçeleri Alaşehir’den ve Sarıgöl’den iki arkadaşımla sofralık yaş üzüm konusunda görüşme fırsatım oldu. Alaşehirli A.K., ihracat için yetiştirilen üzümün kilosunu, … şirketinin yetkilendirdiği kişiler üzerinden 15 TL’den satın alındığını, aracıların da üreticiden kantarında 10 TL’den aldığını söyledi. Kesim maliyeti düşülünce üreticinin eline 7,5 TL geçiyor. Sarıgöl’den Y.T. ise Sarıgöl’ün bir vadisinde ihracat için üretilen üzümün bağdaki fiyatının 5 TL’ye kadar düştüğünü belirtti. Arkadaşım aynı zamanda pekmez üretimi için neler yapabileceğimizi sordu.
Ekim ayı, dünyada güney yarı kürede, özellikle Peru’da erken hasat dönemidir. Kuzey yarı kürede, Türkiye’de ise geç hasat dönemindeyiz. Yani yaş üzüm için güney ve kuzey yarı küre üretiminin arzda kesiştiği aylardayız.
Şu an için Peru üretimi yaş üzüm fiyatı 3-3,5 dolar/kg iken, Türkiye’nin ortalama ihraç FOB fiyatı 1,16 dolar/kg.
Neden?
Çünkü Peru’da çok büyük holdingler ve çok güçlü kooperatifler, çok geniş alanda aynı vasıfta, patentli ürünler üretiyor. Ön soğutmalı, iklimlendirilmiş soğuk hava depolarına ve soğuk zincir deniz ulaşımına sahip, güçlü bir pazarlama sistemi var. Doğrudan ABD ve Avrupa’nın market zincirleriyle masaya oturabilecek kadar güçlüler. Fiyat deklare edecek durumdalar; bu yüzden yüksek volümde (600-700 bin ton) yüksek fiyattan (3-3,5 dolar/kg) üzüm satıyorlar. Lojistik 20-30 gün sürüyor ve 2 milyar doların üzerinde gelir elde ediyorlar.
Gelelim Türkiye’ye…
Ağırlıklı olarak geleneksel çeşitler parçalı arazilerde üretiliyor. Üreticiler örgütsüz ve güçsüz. Buna rağmen üretme konusunda bir sorun yok; ancak çok parçalı, dağınık ve güçsüz tüccar ve şirketler, bu standart çeşitleri volüm yaratmak için ithalatçıya ucuz fiyattan satmak zorunda kalıyor. Kısaca bizim ihracatçımız fiyat kabul eden tarafta kalıyor. Volüm yapamıyor (110 bin ton) ve yüksek fiyat bulamıyor (1,16 dolar/kg).
Türkiye’nin sofralık üzüm sektöründeki bu yapısal tıkanıklığı aşmak için öncelikli olarak pazarlamada devrim niteliğinde bir yapılanmaya ihtiyacı vardır. Üretimde de ciddi sorun tarla küçüklüğünden kaynaklanırken; asıl sorun, o üretimin bir araya getirilip pazara sunuluş biçimindeki örgütsüzlükten doğmaktadır.
Bu nedenle öncelik pazarlama ve ticari örgütlenme olmalıdır.
Üreticinin Gücü ve Durumu: Bugün Türkiye’de çiftçi aslında bin bir emekle ürün yetiştirmeyi (volüm yapmayı) bilmektedir. Sıkıntı, yetiştirilen ürünün pazarda tek bir güç olarak konumlandırılamamasıdır.
Parçalı Arz ve Fiyat Kırımı: Türkiye’den ihracat yapan yüzlerce küçük tüccar ve bağımsız ihracatçı, yurt dışındaki aynı alıcı (örneğin Rusya veya Avrupa’daki ithalatçı) karşısında birbirleriyle rekabet ederler. “Ben daha ucuza veririm” yarışına giren Türk tüccarlar, kendi elleriyle Türk malının fiyatını düşürürler. Peru ise devasa kooperatifler veya holding yapısı sayesinde tek elden fiyat belirler; alıcı başka alternatif bulamaz.






