Neden dünyanın hakimi, masanın mağduruyuz? Her sezon aynı oyun: “Arz fazlası var”, “Rakipler güçleniyor” yalanı… Bu, 100 küsür yıllık bir manipülasyon!
“BEN” de soruyorum: Madem rakibimiz vardı, o dev alıcı neden Türkiye’de 7 fabrika kurdu, Oltan Gıda’yı aldı?
Gerçek: Türk fındığı rekabete değil, siyasete açıktır! 400 bin üreticimizi tek bir dev alıcının (Ferrero) insafına bıraktık.
Sayın Ergin Kahveci’nin de dediği gibi;
Çözüm: 3 tane daha SAĞRA kurmaktır! O devin “işleyicisi” değil, “rakibi” olmaktır!
Değerli çiftçi dostlarım, sektörümüzün kıymetli temsilcileri,
Her fındık sezonu geldiğinde, yüz küsür yıldır değişmeyen bir oyunu yeniden izliyoruz. Bu oyunda Ülkemiz, elinde “Floş Royal” olan, ancak her el “Döper” oynamaya zorlanan bir oyuncu gibi oluyor hep.
Neden mi?
Çünkü sahnede hep aynı aktörler var: Küresel fındık işleyicisi o çok uluslu şirket/ler, iç piyasadaki aynı merkezden esinli sözde tarım ekonomistleri ve ne acıdır ki, muhalefet edeceğim derken farkında olmadan bu aktörlerle aynı cepheye düşen arkadaşlarımız…
Söylem hep aynı: “Arz fazlası var”, “Rakiplerimiz (Şili, ABD, Gürcistan) güçleniyor”, “Fiyatlar düşmeli”.
Bu, yüz yıllık bir manipülasyon hikayesidir.
Türk Fındığı Rekabete Açık Değildir!
O zaman “BEN” de bu aktörlere bazı basit soruları sorayım:
Madem Türk fındığı bu kadar “rekabete açıktı” ve “arz fazlası” vardı;
Neden küresel en büyük fındık işleyicisi şirket gelip Türkiye’de 7 fabrika kurmak zorunda kaldı?
Neden sektörün devlerinden Oltan Gıda’yı satın aldı?
Neden bizim çeyreğimiz kadar üretmeyen kendi ülkesi yerine, bizim fındığımızı işlemek için Polonya’da devasa bir üretim üssü kurdu?
Eğer bu şirketler “angut” değilse, cevap basittir: TÜRK FINDIĞININ RAKİBİ YOKTUR!
Eğer Giresun ve Ordu ekolojisini kopyalayıp dünyanın başka bir yerine götüremiyorsanız; eğer bize özel bu fındık çeşitlerini bir fanus içinde yetiştirmeyi başaramıyorsanız; RAHAT OLUN.
Türk fındığı rekabete açık değildir. Türk fındık piyasası, sadece ve sadece, dibine kadar siyasete, kar maksimizasyonuna ve ne yazık ki bütün bu gerçekleri bilmeden bu tuzağa gönüllü olmaya açıktır.
Asıl Mesele: Gücü Yönetememek
Bizim asıl sorunumuz “dış rakipler” değil, “iç dinamikler”dir. Pazarda “tek satıcı” (Türkiye) ne kadar güçlüyse, “tek alıcı” (Monopsoni) da o kadar tehlikelidir.
Küresel alımın devasa bir kısmını tek bir dev (Ferrero) yapmaktadır. Bu dev alıcı, o küçük ülkeleri destekleyerek “alternatif” yaratmaya çalışmaz; sadece Türkiye’ye olan %100 bağımlılığını %90’a düşürerek masada “fiyat kırma” kozu elde etmeye çalışır.
Biz ise, FİSKOBİRLİK gibi yapıları ulusal bir strateji merkezi yapmak yerine, TMO fiyatlarını “sezonluk siyasi araç” haline getirerek, 400 bin üreticimizi o dev alıcının karşısında “yalnız” bıraktık.








