Çocukluğumun en hain meyvesi frenk inciriydi. Tarla kenarlarında, taş duvarların dibinde, kimsenin sahiplenmediği o dikenli yığınların üstünde dururdu. Onu koparmak cesaret değil, sabır işiydi. Avucunuza batan o görünmez dikenleri çıkaramazdınız. Ama eti… Bir kez tadan, dikene razı olurdu. Ahududu ile çileğin ortasında bir yerde, çölün serinliğini taşıyan bir tat. Hala da her gördüğümde, dikenine katlanırım. Onun rengini de unutmadım. O koyu, ısrarlı kırmızı; hiçbir laboratuvarın tam tutturamadığı bir kırmızı. Geçen hafta Las Vegas’tan gelen haberleri okurken, kendimi tam altmış yıl öncesinde buldum.
Çölün şekeri ve oradaki Türkler
Amerika’nın en büyük şeker ve atıştırmalık buluşması olan 2026 Sweets & Snacks Expo, bu yıl tarihinde ilk kez Las Vegas’ta toplandı. Yıllarca Chicago’da, son dönemde Indianapolis’te yapılan fuar, kumarın başkentine taşındı. Rakamlar iştah açıcı: 17.500 katılımcı, 1.000’i aşkın üretici, 275 bin metrekarelik bir salon. Conagra, Mondelēz, Ferrero, Hershey… Sektörün bütün ağır topları oradaydı.
Salonu uzaktan değil, yakından izledim. Sosyal medyada Murat Ülker ile oğlu Yahya Ülker’in o standların arasından paylaştığı kareleri gördüm. Ülker markası, ürünlerini Pladis ve Godiva çatısı altında sergiledi; aynı ailenin şekerleme şirketi CCC ise ayrı bir stantta yer aldı. CCC, şekerleme ve sakızı yurt dışında pazarlayan kanat; Avrupa’daki başarılarının ardından yeni hedef pazar olarak Amerika’yı seçmiş durumda.

Ama bu sofrada yalnızca Ülker yoktu. Şölen, Kervan, Elvan, Bind ve Bifa Gıda gibi ihracatı yüksek, ağırlığı olan firmalarımızın hepsi oradaydı. İHBİR’den Başkan Yardımcıları Kürşat Gülbahar ve İsmail Gül liderliğinde, bu yıl fuara Türkiye’den 27 şirket katıldı. Üstelik İHBİR (İstanbul Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği), her yıl olduğu gibi bu yıl da Türkiye Milli Katılım Pavilyonu’nun düzenleyicisiydi; pavilyonda yer alan 9 firmamız fuar sonuçlarından fazlasıyla memnun döndü.
Bu küçük ayrıntılar bana büyük resmi anlattı: Anadolu’nun tatlı aklı, dünyanın vitrinine bakmakla yetinmiyor; vitrine giriyor; hem de bayrağıyla, pavilyonuyla, kalabalığıyla…
Türk katılımcıların ortak teşhisi de dikkat çekici. Fuarın Las Vegas’a taşınmasından, dönüşümünden memnunlar. Tek şikâyetleri, yeterli genişlikte stant yeri bulamamak. Ama asıl haber şu: O standlardaki ürünler, Türk sektör temsilcilerinin küresel rekabetin nabzını yakından tuttuğunu gösteriyor. Atıştırmalık, artık taklit değil, takip ister bir alan…
Benim gözüm ise devlere değil, bir Arizona firmasına takıldı: Cactus Candy.
1942’den beri dikenli armut kaktüsünün yani bizim frenk incirimizin suyunu jölelere, şuruplara, salsalara katıyorlar. Şirketi otuz yıl önce babasından devralan Angelo Casciato’nun anlattığı sahne, bir gıda mühendisinin yıllardır laboratuvarda gözlemlediği o eşiği tarif ediyor:
Tüketici tereddüt eder, ne bulacağını bilmez, sonra tadar ve gözleri değişir.
“Beklediğim gibi değilmiş” der. Bağlanır.
Seksen dört yıllık bir markanın misyonu hâlâ aynı: Şüpheci insanı bir yudum kaktüs suyuna ikna etmek.
Bir tek onlar değildi.

Üç trend, üç vitrin
Türk katılımcıların salondan derlediği izlenimle, fuarın bu yılki üç ana damarını şöyle ayırabiliriz:
Birincisi: Proteinli, az şekerli sağlıklı atıştırmalıklar. Bu, herkesin hemfikir olduğu trend. Bir Türk katılımcının özlü tabiriyle, “Protein konusu super high.” Artık iş alışılmış proteinli bar ve çikolataların ötesine geçti: Proteinli cipsler salonun en çok konuşulan ürünleri arasındaydı. Hatta protein, akla gelmedik yerlere sızıyor; firmalar onu pizzada bile kullanıyor. Frito-Lay porsiyon başına 10 gram protein içeren Protein Doritos’u, UTZ proteinli peynir toplarını, Quaker proteinli pirinç gevreğini tanıttı. Quest barlarının kurucularının yeni şirketi Legendary Foods ise işi daha da ileri taşıdı: Çıkardıkları makarna-peynirde 35-48 gram protein, 5-8 gram net karbonhidrat var; rakip ürünlerin denklemini tersine çevirmişler.







