Düzen, kirletenin lehine işliyor. Böyle oldukça da sofralardan pestisit tehdidinin tamamen bertaraf olması pek de mümkün değil.
Tarımsal üretimde kullanılan pestisitlerin soframıza kadar ulaşmasının temel nedeni; zehirli etken maddelerin bilinçsiz ve aşırı kullanımı.
Çiftçiler, hastalık ve zararlılarla karşılaştığında, hatta karşılaşmadan önce dahi; zirai ‘tarım ilacı’ satan bayilerin tavsiyesi veya sosyal platformlarda önerilen kimyasallarla sık sık tarlalarını ilaçlıyor. Tabii bitkilere uygulanan o zehirler, kolay kolay yok olmuyor.
Birçoğu kalıntı yoluyla tarladan çatalımıza kadar ulaşıyor. Doğadaki diğer canlılara verdikleri zarar ve yeraltı su kaynaklarını kirletmeleri de cabası. Oysa ki tarım kimyasallarının bilinçli kullanımı; tarım zehri riskinin minimize edilmesi açısından çok önemli.
5 kentte pestisit kullanımı çok fazla
Pestisitlerin gerektiğinde, doğru dozda ve doğru zamanda kullanıldığı, son uygulama ile hasat süresi dengesinin gözetildiği tarla ve seralardan, diğerlerine oranla çok daha güvenli sebze ve meyveler yetişiyor. Hatta bunu başarabilen çiftçi, ürününü çok daha yüksek fiyatla ihracata gönderiyor. Yani hem üreten hem de tüketen kazanıyor.
Ama gel gelelim, tarımsal üretimin yoğun olduğu bölgelerde pestisit kullanım miktarları aşırı oranda yüksek. Her 10 litre tarım zehrinin 4 litresi, Adana, Mersin, Antalya, Manisa ve Konya gibi 5 tarım kentinde kullanılıyor. Ve tarlalara sıkılan zehir miktarları, her geçen yıl dramatik bir biçimde artıyor. Bu gidişata dur demek gerektiği aşikar.
B-Reçete hayal kırıklığı ile ilerliyor
Aslında Tarım ve Orman Bakanlığı’nın, pestisit kullanımını tarladan hasada kadar denetleyebilmek için üzerinde çalıştığı bir proje var. Adı; B-Reçete. Bakanlık kaynaklarından yağılan açıklamalara bakılırsa bu yıl pilot illerde uygulamasına başlandı. Temmuz ayı itibariyle de tüm Türkiye’de sistem hayata geçecek.








