Kırsal, herkes için bir kurtuluş değil. Doğru koşulları ve riskleri hesaplanmış, gerçekçi planları olanlar için bir fırsat. Bu noktada tabii daha büyük bir soru da apaçık belirginleşiyor: Eğer kırsalda hayvancılık gerçekten bu kadar kazançlıysa, neden Türkiye hâlâ et ithal eden bir ülke?
Başlıktaki soru, eminim bugün kentte yaşayan birçok kişinin beynini kemiriyor. Çünkü kentlerde yaşamak her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.
Kalabalık, trafik, stres, yüksek kiralar, daralan iş imkânları… Büyük şehirler artık yalnızca pahalı değil, yıpratıcı da. Gençler için kentlerde gelecek tahayyülü giderek gri tonlara bürünüyor. Yeşeren gelecek fotoğrafı ise, ya bir tarlada ya da kuzuların, buzağıların koşuşturduğu köylerde çerçeveleniyor.
Son dönemde sosyal medyada köye yerleşenlerin hikâyeleri büyük ilgi görüyor. Şehirden kaçıp hayvancılığa başlayanlar, birkaç yıl içinde sürüsünü büyütenler, “köyde 4 saat çalışıyorum, günün geri kalanı bana kalıyor” diyenler…
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın genç ve kadın çiftçilere yönelik hibeleri, düşük faizli krediler, kırsal destek projeleriyle desteklenen başarı öyküleri haber bültenlerinden eksik olmuyor.
Bütün bu anlatılar, ister istemez şu soruyu doğuruyor: Acaba köylere gerçekten nur mu yağıyor? Yoksa şehirden bakanların görmek istediği parlak bir vitrin mi kuruluyor? Gelin bu hafta bu sorunun yanıtını arayalım…
300 koyunla her sene bir daire alınır mı?
Belki gözünüze çarpmıştır sosyal medyada hayvancılıkla ilgili paylaşımlar yapan genç bir isim var. Adı Ferit Açıcı. Instagram’da “koysifir” hesabının sahibi. Sakarya’nın Geyve ilçesinde büyükbaş süt hayvancılığı yapıyor.
https://www.t24.com.tr/yazarlar/gurkan-akgunes/koyde-100-koyunla-saadet-olur-mu,53491





