Tarla ve seralarda kullanılan tarım zehirleri, sebze ve meyvelerle soframıza kadar ulaşıyor. Türkiye’nin Avrupa’ya ihraç ettiği tarım ürünlerinde, birden fazla pestisit kalıntısının saptanması, “kokteyl zehir etkisinin”, başta çocuklarımız olmak üzere, hepimiz için güncel bir tehdit olduğunu gösteriyor. Tehdidin boyutu, Avusturya’nın geçen hafta açıkladığı analiz sonucunda saklı; Türkiye’de üretilen salamura üzüm yaprağında 5 farklı pestisit bulunuyor ve tespit edilen zehirler, yasal limiti yüzlerce kat aşıyor.
Yiyip içtiklerimizden hiç olmadığı kadar endişe eder hale geldik son günlerde. Tavuktan da korkuyoruz, sucuktan da. Hatta en doğal gıda ürünü çaydan bile zehirlenme ihtimalimiz var. Çünkü içine gıda üretiminde dahi kullanılamayacak boyaların karıştırıldığını gösteriyor denetim sonuçları. Haliyle, sofralarımızı lezzetten çok kaygıyla anar olduk son dönemde.
Yaşadığımız endişe yersiz değil. Çünkü hem gıdada sahtecilik çok fazla hem de gıda ürünlerinin üretildiği tesislerde hijyen eksiklikleri çok yaygın bir sorun. Kendimizi ve ailemizi korumak adına, daha bitkisel ağırlıklı beslenme seçeneğine yöneldiğimizde de, tarım kimyasalları; yani pestisit duvarına tosluyoruz. Greenpeace Türkiye’nin geçtiğimiz Nisan ayında sonuçlarını kamuoyuna duyurduğu analizler, market veya pazardan aldığımız her 3 sebze meyveden 1’inin pestisit kalıntı limiti bakımından mevzuata uygun olmadığını ortaya koymuştu.
Soframızdaki pestisit tehlikesi
Geçtiğimiz günlerde Avusturya’nın Türkiye menşeli salamura üzüm yaprağına ilişkin analiz sonucu ise çok daha ürkütücü. Avusturya’da bir markette satılan üzüm yaprağını analiz eden gıda güvenliği otoriteleri, üzüm yaprağında yüksek miktarda 5 farklı tarım kimyasalının olduğunu saptadı. Ölçülen miktarlar, korkutucu düzeyde!
Üzüm yaprağında tespit edilen Azoxystrobin adlı tarım kimyasalı, tolere edilebilir yasal limtin 350 kat üzerinde. Ölçülen Flutriafol adlı pestisit etken maddesi ise limiti tam 230 kat aşmış. Diğer 3 pestisit etken maddesi için de 22, 10 ve 6 kat fazla aşım uyarısı var. Bu sonuçlar sonrası, marketlerdeki üzüm yaprakları için toplatma kararı verilmiş.
Peki bu üzüm yapraklarını biz iç piyasada yiyor muyuz? Muhtemelen evet. Zira üzüm yaprağı için Avusturya’dan gelen uyarı, münferit bir hadise değil. Yine bu yıl içinde Almanya’da yapılan analiz, Türkiye menşeli bir üzüm yaprağı markasında da, 10 farklı tarım zehri kalıntısının var olduğuna işaret ediyordu. Tespit edilen pestisit miktarları yine tolere edilebilir oranı, kat bet kat aşmıştı. Geçtiğimiz hafta İngiltere basınına yansıyan bir analiz sonucu ise, Türkiye’den ithal edilen kuru üzümde 16 farklı pestisitin bulunduğunu ortaya koydu.
Pestisit kokteyli nedir?
Avrupa Birliği’nin Gıda Alarm Sistemi’ne yansıyan bildirimler de, biberden domatese, nardan mandalinaya, Türkiye menşeli birçok sebze ve meyvede çoklu pestisit kalıntısına rastlanabildiğini gösteriyor. Çoklu pestisit kalıntısı, literatürde pestisit kokteyli olarak anılıyor.
Pestisit kokteyli, tarımsal ürüne birden fazla tarım kimyasalının ayrı ayrı ya da karıştırılarak uygulanması sonrası, o üründe birden fazla zehirli kimyasal kalıntısının oluşması anlamına geliyor. Çoklu pestisit kalıntısının üründe yer alması da daha yüksek zehir etkisi ile sonuçlanan sinerjik etkileşimlere yol açıyor. Bilimsel çalışmalar, çocukların çoklu pestisit kalıntılarına maruz kalmasının, nörogelişimsel sorunların ve öğrenme güçlüklerinin açığa çıkması üzerinde potansiyel bir etkisi olduğuna işaret ediyor. Diğer yandan düşük seviyelerde bile olsa, çoklu pestisit maruziyetinin, küçük çocukların nörolojik ve davranışsal gelişimini etkileyebileceği belirtiliyor.





