Projeyi ilk dinlediğimde içimden ‘deli işi’ dedim. Evet, tam anlamıyla deli işi. Toplam 41 bin 700 metrekarelik bir alanı kapsayan ve günde yaklaşık 120 bin kişinin geçtiği Söğütlüçeşme’nin neredeyse mezbelelik halindeki boşluğunda bir yeme-içme ve sosyalleşme alanı yaratmak… Kolayına kaçıp ‘yerleştir içeri garanti müşteri getiren zincir markaları, bak keyfine’ anlayışıyla ilerlemeyi tercih edebilirlerdi. Ama öyle yapmamışlar. Onun yerine, gastronomik duruşu ve özgün karakteri olan markaları aynı çatı altında toplamışlar.

Özünde bir sosyal dönüşüm
Projenin ayrıntılarını konuşmak için Terminal Kadıköy’de Akfen Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve projenin yürütücüsü Pelin Akın Özalp, kendi yürüttükleri mutfak operasyonunun koordinatörü şef Merve Kızılkayalar ve holdingin kurumsal iletişim müdürü Ünsal Ereke’yle bir araya geldim. Pelin Akın, her zamanki gülen yüzü ve yüksek enerjisiyle buranın onlar için ne kadar büyük bir heyecan kaynağı olduğunu anlatırken defalarca altını çizdiği bir nokta var: Burası özünde bir sosyal dönüşüm projesi. Gastronomi, Akfen Holding’in ana iş alanlarından oldukça farklı bir kulvar. “Herkesin bir fikrinin olduğu sektör, bu da pek kolay değil” diyerek grubun diğer işlerinden farklılığını kibarca dile getiriyor. Haklı; bu ülkede yeme-içme üzerine fikir beyan eden gani; ama iş uygulamaya gelince çoğu fikrin bir uygulanırlığı olmuyor.

Pelin ve babası Hamdi Akın önce hayalini kurup sonra bu sosyal dönüşümün fitilini ateşlemişler. Londra’daki Borough Market’ten Berlin Bikini’ye pek çok yeri hem mimari hem de iç işleyiş olarak izlemiş, oradaki insan davranışlarını gözlemlemişler. Dikkat ederseniz dünyanın büyük şehirlerindeki bu tarz alanlar artık yalnızca alışveriş veya karın doyurmanın değil, toplumsal yaşamın, kültürel buluşmaların ve gastronomik hafızanın da sahnesi durumunda. Mesela Londra’daki Borough Market misyonunu sürdürülebilir üreticiyi ve iyi malzemeyi görünür kılmak üzerine kurmuş durumda; yüzlerce yıllık tarihiyle hâlâ bir ‘kamusal mutfak’ gibi işliyor. Lizbon’daki Time Out Market’sa bambaşka bir kurgu sunuyor: Şehrin en iyi şeflerini ve restoranlarını kürasyonla tek çatı altında toplayarak, gastronomiyi editoryal bir seçim süzgecinden geçiriyor. Öte yandan yakın zamanda çekim yaptığım Singapur’daki ‘hawker’ merkezleri, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne alınmış bir kamusal yemekhane kültürü. Uygun fiyat, usta-çırak sürekliliği ve çokkültürlü mutfak geleneğiyle toplumsal bağı diri tutuyor.





