Arife günü köye, aile mezar ziyaretine giderken Serik’ten geçiyordum. Solak, Dumanlar, Mavlar ve Murtana’yı geçerken yol kenarındaki zincir marketler dikkatimi çekti. Sessiz bir yoldu ama zihnimde tek bir soru yükseldi:
“Bu rafların arkasında balık sektörü nasıl bir düzende çalışıyor?”
Bu basit merak, Türkiye’de su ürünleri değer zincirinin katmanlarını yeniden düşünmeme neden oldu.
Üretim (Kılıç ve benzeri yapılar)
Sistemin en ağır yükü burada. Yem maliyetleri, döviz baskısı, biyolojik riskler ve iklim…
Üretici aslında doğayı yönetiyor ama fiyatı belirlemiyor. Çoğu zaman piyasanın dayattığı fiyatlara uyum sağlıyor.
İşleme (Dardanel ve benzeri markalar)
Balık burada değer kazanıyor. Konserve, fileto, hazır ürün…
Raf ömrü uzuyor, marka oluşuyor, ihracat kapısı açılıyor.
Kâr artıyor ama zincirin hâlâ orta halkasında.
Sagun Group – global tedarikçi ve ihracat omurgası
Bu üçlü içinde en farklı yapı Sagun.
Çünkü sadece üretici ya da işleyici değil; aynı zamanda global bir tedarik ve ihracat ağı operatörü.
Av filosu, işleme kapasitesi ve 45+ ülkeye uzanan ihracat ağıyla Türkiye iç pazarından çok, global talebe göre konumlanıyor.
Onun için iç piyasa bir “çıkış kanalı”, asıl değer ise dövizle gelen dış pazarda oluşuyor.
Bu da onu zincir market bağımlılığından daha bağımsız bir noktaya taşıyor.
Perakende (Migros – CarrefourSA – BİM – A101)
Gerçek güç burada yoğunlaşıyor.
Fiyatı belirleyen, rafı yöneten, tüketiciye dokunan yapı bu katman.
Migros ve CarrefourSA kalite ve tazelik standardını belirlerken üreticiye yön veriyor.
BİM ve A101 ise devasa hacimle fiyat baskısını oluşturuyor.
Sonuç net:
Üretici üretir, işleyici dönüştürür, perakende fiyatı yazar.
Ama Sagun gibi ihracat odaklı yapılar bu denklemin dışına çıkarak fiyatı global pazarda arar.
Dipnot:
Bu üç büyük yapıyla (üretim – işleme – ihracat ekosistemi) doğrudan çalışma fırsatım oldu. En eksik hissettiğim alan ise zincir marketlerin satın alma ve raf yönetimi tarafıydı. Bu yazı, o boşluğu anlamaya yönelik saha gözleminin bir yansımasıdır.







