İpek Yolu yeniden canlanırken markalaşmak daha da hayati hale geldi. Türki dünyası gazetecileri bu fırsatın ziyan edilmemesi için daha yoğun kültür diplomasisi ve ticari işbirliğinin gereğini savunuyor
Kazakistan Türk Dili Konuşan Gazeteciler Derneği’nin “İpek Yolunu Canlandıracak Türk Markası Oluşturmak” panelindeyiz. Başkan Naziya Zhoyamergenovna; “aynı kültür coğrafyasında işbirliği yaparsak, küresel marka oluşturabiliriz” diyor. Haklıdır da… Marka olmayı bekleyen değerlerimiz var.
Panel moderatörü Fügen Toksü; “İş dünyası ipek yolu hikâyesinde nerede, neler yapmalı? Markalar ipek yoluna nasıl açılacak? İşbirliği modelleri ne olmalı?” gibi soruları irdelerken kültür diplomasisi ihtiyacının altı çiziliyor. Aslında markalaşma yolunda “herkesin maksudu bir ama rivayet muhtelif.”
MARKA OLMANIN 3 TEMEL ŞARTI
Şu anda İpek Yolu’nda ve ülkemizde marka olmak için gayretkeş binlerce şirketimiz var. Fakat markalaşma sürecinin sacayağını oluşturmada sorunlarımız var. Marka olmak için; 1-Değer üretmelisin, 2– Özgün olmalısın ve 3– Sabırlı olmalısın. Üçü, aynı anda var ise marka olabiliyorsun.
Marka olmak; çınar işine benzer. Ürettiğin “özgün değeri” yıllarca etkin iletişim ve stratejiyle beslediğinde marka olabiliyorsun. Ama markalaşmayı marul tarımı gibi algılarsan; “bugün ek, yarın biç” mantığıyla paranı da zamanını da ziyan edersin. Tıpkı ülkemdeki binlerce markalaşamayan gibi…
İKİ SORU İKİ CEVAP / Markalaşmaya dair…
Neden bizden az marka çıkıyor?
Çünkü “bugün ürün yarın marka” anlayışı var. Aile şirketlerimizin sürdürülemeyişi var. Biz Türkler, “ATA BİNER ATAYI UNUTUR, ATTAN İNER ATI UNUTUR” zihin yapısındayız, kuruyor; sürdüremiyoruz.
Hiç mi küresel markamız yok?
Var ama sayısı çok az. Misal THY, KOÇ gibi… Kızılay’ı 100 yılda marka yaptık ama bağışlarımızla var ettiğimiz kurumun marka değerini, tarikatlara kaynak aktaran ve dolandırılan kuruma dönüştürdük.







