Türkiye’de orman politikaları ne yazık ki uzun süredir Anayasa’nın koruyucu maddelerinin etrafından dolanan yasal düzenlemelerle yürütülüyor. 2003’te “25 milyar dolar gelir elde edeceğiz” vaadiyle başlayan 2B satışları, 2018 yılında Orman Kanunu’na eklenen Ek 16’ncı maddeyle çok daha geniş bir kapsama ulaştı. Anayasa’nın 169 ve 170’inci maddelerine göre devletin koruması altında olan, satılması veya devredilmesi imkânsız orman alanları önce madenler, taş ocakları, turizm ya da altyapı projeleriyle tahrip ediliyor. Sonra da “Burada zaten ağaç kalmadı” ya da “Orman özelliğini kaybetti” denilerek arsa niyetine yerleşime ve yatırımlara açılıyor.
***
17 Eylül’de Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı, bu yaklaşımın ne kadar kaygı verici bir boyuta geldiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Afyon’dan İstanbul’a, Muğla’dan Rize’ye, Trabzon’dan Denizli’ye tam 27 ilde milyonlarca metrekarelik orman alanı tek bir idari kararla orman sınırlarının dışına çıkarıldı. Bu karardan etkilenen yerler arasında İstanbul’un son nefes alanı ve su kaynağı olan Kuzey Ormanları da var. Kuzey Ormanları Savunması’nın da tepkisinde dile getirdiği gibi; binlerce yılda oluşan bir ekosistemi tek bir kararla yok sayıp ormana “Sen artık orman değilsin” demek, dünyada görülmemiş bir şey.
Kararda, orman dışına çıkarılan bu alanların yerine Milli Emlak tarafından Orman Genel Müdürlüğü’ne (OGM) iki katı büyüklükte yeni arazi verileceği söyleniyor. Fakat bilim bize çok net bir şey hatırlatıyor: Yıllar içinde oluşmuş karmaşık orman yapılarını, yaban hayatının yuvasını ve su havzalarını, başka bir yerdeki kıraç araziye fidan dikerek geri kazanamazsınız. Maalesef süreç hep aynı işliyor: Önce alanın doğal yapısı bozulup vasıfsızlaştırılıyor, ardından “ağaçsız alan” tespiti yapılarak mülkiyetsizleştirme tamamlanıyor. Bu yüzden Ek 16’ncı madde ve ona dayanan kararlar, doğamız için çok açık bir tehdit oluşturuyor.
***
27 ildeki bu kararların yanında, Gökay Başcan’ın BirGün’deki haberi ormanlarla ilgili bir başka tehlikeli planı daha ortaya çıkardı. OGM koridorlarında konuşulan “Karbon Yutak Ormanları Yönetmelik Taslağı”, devlet ormanlarının “karbon tutumu” ve “iklim kriziyle mücadele” adı altında 49 yıllığına özel sektöre devredilmesini öngörüyor. Yani şirketler ormanlardaki karbon tutumunu kredilendirip piyasada satabilecek, alandaki odun ve seyreltme ürünlerini ticarileştirebilecek. OGM de bu ticaretten payını alacak.







