Mesleğini kaybedecek oto tamircilerini geride bırakmamak için bugünden tedbir düşünmeye başlamak demek, iklim adaleti aslında.
COP 31, Birleşmiş Milletler’in iklim değişikliği ile ilgili taraflar konferansı bu yıl 9-20 Kasım arasında Antalya’da yapılacak. Tamam içerik ile ilgili işleri Avustralya üstlenmiş durumda ama sonunda COP 31 Türkiye’ye geliyor. Bu ne demek?
Türkiye’nin de artık güçlü bir iklim değişikliği gündemi olmalı. Hangi konuda fark yaratmak, hangi meseleye dikkat çekmek istiyorsak, şimdiden o meseleyi gündeme oturtmaya başlamak lazım.
Doğrusu ya, ben bu yıl daha çok iklim adaletinden (climate justice) bahsetmek gerektiğini düşünüyorum. İklim değişikliği gündemi söz konusu olduğunda dünden kimin sorumlu olduğundan bahsetmenin belki iç rahatlatan bir etkisi varsa da gelecek için bir yol haritası çizmiyor. Geleceğe tek başına varmak değil derdimiz, ama yarına hep birlikte, hiç kimseyi geride bırakmadan nasıl intibak edeceğimiz önemli.
İklim adaleti, bu çerçevede bakarsanız, hiç kimseyi geride bırakmadan yarına nasıl intibak edeceğimizle alakalı. Nasıl? Gezegenimizin geleceğini olumsuz bir biçimde etkileyen hayat biçimimiz, iş yapma şeklimiz bir değişimden geçiyor/ geçecek. Değişimin ayak sesleri daha çok hissedildikçe bundan olumsuz etkileneceklere de ne olacağını şimdiden düşünmemiz gerekecek.
Otomobil tamircileri de hallaçların gittiği yere gidecek
Örneğin içten yanmalı motorlara dayalı olan ulaştırma altyapımız, elektrikli motorlara doğru kaydıkça, ne çok şey değişecek? Otomobil fabrikalarını, oralarda çalışanları bir kenara koyun, şehir içindeki oto sanayiler de artık işlevsiz kalacak. Hayat biçimimizi değiştirdikçe, hayatlarımızı idame ettirmek için yürüttüğümüz faaliyetler, meslekler de silinecek, yok olacak. Yani otomobil tamircileri de hallaçların gittiği yere gidecek.
Belki kimisi bu adı bile hatırlamıyor, ama hallaçları hatırlar mısınız? Ben küçükken bahar başlangıcında yapılacak işler arasında, yatakların içinde birbirine yapışan, yumaklanan, kirlenen pamuğun yıkanıp, atılması suretiyle kabartılması da vardı. Birbirine yapışıp yumaklanan pamuğu hallaçlar dövüp atarlardı. O vakitler yatak teknolojisi farklıydı. Üzerinde yattığımız yatakların kılıfının içinde yün ya da pamuk olurdu. Hallaç baharda mahalle mahalle kent içinde dolaşır, üzerinde yattığımız yatakları yine şişkin ve yumuşak yapardı.
Hallaçları birer anıya çeviren süreç bir günde gelmedi, yavaş yavaş yatak teknolojisi değişti. Yataklar artık kendinden kabarık ve hızla çökmeyince hallaçlar da resimden silinmeye başladı. Özetle hallaçlık bitti. Otomobil teknolojisi de aynı yatak teknolojisi gibi değişecek bu süreçte. Bugün de teknoloji gelişiyor, yataklar değilse de otomobiller değişiyor ve hallaçlardan bildiğimiz mutlak son, silinip yok olma, oto tamircilerini bekliyor.
O silinip yok alma o sektörde çalışan işçileri, oto sanayisini düşündüğümüzde üzülmenin dışında bir şey yapmalı dedirtmeli. Tam bu noktada mesleğini kaybedecek oto tamircilerini geride bırakmamak için bugünden tedbir düşünmeye başlamak demek iklim adaleti aslında. Kimseyi geride bırakmamak dediğim bu.
Aynı örneği mesela hayvancılık için de düşünebilmek mümkün. Giderek daha az et yiyeceğimiz bir geleceğe doğru giderken, hayvancılıkla geçinenler için intibak mekanizması düşünmek de önemli olacak.
Örnekleri genel olarak kişiler üzerinden versek de aslında iklim adaleti ülkeler bazında da düşünülebilecek kucaklayıcı bir kavram. Mesela, yeşil dönüşüm sanayi için sermaye yoğun bir adaptasyon süreci demek. Bu dönüşüm için yoğun yatırım yapacağız, bunun için de tasarruf ihtiyacımız artacak.
Türkiye gibi tasarruf açığı olan ülkelerin, gelişmekte olan ülkelerin bu dönüşüm sürecine intibakı yurtdışı tasarruf ihtiyacını artıracak esas itibariyle. Bu tür ülkelere intibak için kaynak sağlanması, eğer kimseyi geride bırakmayacaksak, iklim adaletine önem veriyorsak, önemli olacak.
İklim adaleti, her meslek grubu için gerekecek
Böyle bakıldığında yalnızca kömür bölgelerinde kömürden çıkıyoruz diye, ki nasıl olsa çıkacağız, adil geçiş programları tasarlamak gerekmeyecek, hayatın her alanında her meslek grubu için gerekecek iklim adaleti.
Temelde yeşil dönüşüm esas olarak üretim sürecinin elektrifikasyonu demek. O vakit, üretim sürecinde ısıtmak ya da soğutmak için elektik dışında ne kullanıyorsak artık onu kullanmayacağız. Ne yapacağız? Yeni yatırımlarla üretim sürecinin elektrifikasyonunu sağlayacağı ve bunu temiz elektrikle yapacağız. Buysa şirketlerin finansman ihtiyacını büyütecek.







