Tokat’ta da böyle, bu ülkenin her yerinde de… Köyde bir günün gerçek sahibini sormak isterseniz, çoğu zaman cevabı “tarlanın sahibi” değil, evin ve ahırın yükünü birlikte taşıyan kadın verir. Sabahın en erken saatinde ayaktadır; hayvanın yemini verir, sütü sağar, çocuğu okula hazırlar, evin işini çevirir, sonra tarlaya gider. Akşam döner; ahır, yemek, çamaşır, ertesi günün hazırlığı… Bu bir iş değil, adeta bitmeyen bir mesaidir.
Ama ne gariptir: Bu kadar işin içinde olan kadın, çoğu zaman kayıtlarda yoktur. “Çalışmıyor” görünür. İstatistikte görünmez, destekte görünmez, sigortada görünmez, emeklilikte görünmez. O yüzden bu yazının başlığın, “Görünmeyen İstihdam” olarak yazdım.
Köyde kadın emeği, sadece “yardım” değildir. Üretimin ana direğidir. Hayvancılıkta sürünün en kritik işleri çoğu zaman kadının omzundadır. Sebzede, bahçede, bağda… Hasatta, seçmede, ayıklamada… Ürün sofraya gelene kadar geçen zincirin en ağır halkasını taşıyan yine kadındır. Üstelik bu emeğin önemli bir kısmı “aile işi” diye yaftalanıp ücretlendirilmez, güvenceye bağlanmaz.
Burada mesele sadece para meselesi de değil. Güvence meselesi. Kadın köyde çalışır ama çoğu zaman kendi adına sigortası yoktur. Yarın bir sağlık sorunu çıktığında, bir iş kazası olduğunda, yaşlılık geldiğinde “ben ne olacağım?” sorusunun net cevabı yoktur. Köyde kadınların önemli bir kısmı emekliliği bir hayal gibi anlatır. Bu, bir ülke için büyük ayıptır; çünkü emek var ama karşılığı yoktur.
Bir başka acı gerçek daha var: Kadın görünmez olunca, köy de zayıflar. Çünkü kırsalda yaşamı ayakta tutan şey sadece tarla değil; aile düzeni, çocukların devamlılığı, evin ve üretimin sürdürülebilirliğidir. Kadın emeği güvenceye kavuşmazsa, kadın “bu yükle olmaz” der. Kadın “olmaz” deyince de köyde tutunmak zorlaşır. Sonra göç gelir. Göç gelince okul kapanır, hizmet geri çekilir, köy yaşlanır. Yani kadın emeğini konuşmak, aslında kırsalın geleceğini konuşmaktır.








