Çevre duyarlılığı ve ekonomik gelişmeyi bir arada konuşmak, sanki diyet yaparken kebap yemek gibi. İkisi de güzel ama dengeyi bulmak zor! Ancak sürdürülebilir kalkınma kavramının ortaya çıkmasıyla birlikte, bu iki hedefi uzlaştırmanın mümkün olduğu giderek daha fazla kabul görüyor.
Çevre hassasiyeti ve ekonomik gelişme arasında karmaşık ve çok yönlü bir ilişki vardır. Zira eskiden beri ekonomik büyüme ve çevre duyarlılığı arasında bir denge kurmak zor olmuştur.
Ekolojik denge bozulduğunda, bu durumun ekonomik maliyeti genellikle onarılmasından çok daha yüksektir. Modern sürdürülebilir kalkınma anlayışı, ekolojiyi ekonominin bir alt kümesi değil, onun üzerine inşa edildiği temel zemin olarak kabul eder.
ABD, Kanada ve Avustralya gibi yaklaşık 10 milyon km2’lik ülkeler bile ormanlar, meralar ve tarım alanları konusunda katı kurallar getirirken, onların onda biri büyüklüğündeki ülkemizde ormanların maden sahası olarak ilan edilmesi, ekolojik denge açısından doğru bir kaynak yönetimi değildir.
Ülkemizin yaklaşık yüzde 30’u ormanlarla kaplı olup bunun da yaklaşık yüzde 30’u sadece Karadeniz bölgesindedir. Yani ülkemizin akciğerleri Karadeniz bölgesidir.
Gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakmak istiyoruz. Ama şu anki hızımızla, bırakabileceğimiz tek şey, ‘Kullanım Kılavuzu: Nasıl Hayatta Kalınır?’ adlı bir kitap olacak gibi duruyor.
Ancak sürdürülebilir kalkınma kavramının ortaya çıkmasıyla birlikte, bu iki hedefi uzlaştırmanın mümkün olduğu giderek daha fazla kabul görmektedir. Çevre duyarlılığı ve ekonomik gelişmeyi bir arada konuşmak, sanki diyet yaparken kebap yemek gibi. İkisi de güzel ama dengeyi bulmak zor!





