Son yıllarda çevremde şeker tüketimine dikkat edenlerin arttığını görüyorum. Tatlıyı azaltan, şekerli içeceklerden uzak duran, markette ürünü eline alıp etiketini okuyan daha çok insan var. Ben de dahil.
Bu iyi haber.
Kötü haber ise şu: Biz şekeri azaltmaya çalışırken, şekeri ille de bize yedirmeye çalışanlar da boş durmuyor. Giderek daha görünmez hâle getiriyorlar.
Artık onu yalnızca baklavada, pastada, çikolatada aramak yetmiyor. Soslarda, kahvaltılıklarda, hatta üzerinde “fit” ya da “doğal” yazdığı için içimizi rahatlatan bazı ürünlerde de karşımıza çıkıyor.
Tatlıya olan zaafımızı gıda endüstrisi çok iyi biliyor. Şekeri kılıktan kılığa sokup günlük beslenmemizin içine dahil ediyor. Şekerin belki de en büyük başarısı da bu: Artık çoğu zaman şekere pek benzemiyor.
Doğalsa masum mu?
Üstelik mesele yalnızca ürünlere sonradan eklenen şekerle de bitmiyor.
Dünya Sağlık Örgütü; bal, şurup, meyve suyu ve meyve suyu konsantrelerindeki şekerleri de “sınırlandırılması gereken şekerler” arasında sayıyor.
Buradan “bal da zararlı, meyve de yemeyelim” sonucu çıkmasın. Bütün meyveyi yemekle suyunu içmek aynı şey değil.
Ama “doğal” kelimesini görünce sağlık hanesine otomatik artı koyma alışkanlığımızı biraz sorgulayabiliriz. Ambalajdaki yeşil yaprak metabolizmamız için sağlık sertifikası değil.





