İktidarın siyasi söylemi stratejik sektör” ve “yerli ve milli üretim” gibi kavramları sıkça yüceltirken, tam da bu retoriğin merkezinde olması gereken tarımsal ürünlerin başında gelen fındıkta geçen haftadan bu yana yaşananlar, söz ile gerçeklik arasındaki uçurumu tüm açıklığıyla gösteriyor.
Dünya lideri olduğumuz bu stratejik üründe, Nutella’nın dev üreticisi Ferrero’nun geçtiğimiz hafta alımları durdurduğunu açıklamasıyla piyasa bir anda karıştı. Fiyatlar hızla düşerken, Karadeniz’in fındık üreticileri büyük bir belirsizlik ve tedirginliğin içine sürüklendi.
Bu beklenmedik durum, Ferrero üzerinden kurulan derin bağımlılık zincirinin ekonomik ve toplumsal direnci nasıl kırdığının somut bir göstergesi oldu: Fındık üreticisi, tekelin iki dudağı arasında sıkışmış durumda.
Öte yandan fındıkta yaşanan bu kriz Türkiye tarımının kangrenleşmiş genel tablosunu da yansıtıyor. Tarım, tohumdan zirai makineye kadar tüm kilit girdilerde dışa bağımlı; hem yerli hem de yabancı kartellerin fiyat manipülasyonlarına bütünüyle açık vaziyette.
Bu sistemik bağımlılık, emperyalizmin dayattığı ticaret rejimleri ve içerideki sermaye birikim politikalarının birleşiminden doğuyor; sonuçta üreticiyi sermayenin insafına, ülkenin tarımsal geleceğini ise dayatmalara bağımlı bir kısır döngüye hapsediyor. Daha da önemlisi bu tablo, gıdanın yalnızca bir geçim alanı değil, bağımsızlık ve egemenlik mücadelesinin de asli zemini olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.





