Tarımda hasat dönemleri, üretimin hangi ilişkiler içinde sürdürüldüğünü açığa çıkarır. Yaz sezonuyla birlikte biz de gazetelerde bu tür haberleri daha sık görüyoruz. BirGün’de Ebru Çelik’in hazırladığı haberler bu bakımdan üretim ilişkileri üzerine düşünmek için önemli bir zemin sunuyor: Bir yerde üretici bolluğa rağmen geçimini sağlayamıyor (kiraz), başka bir yerde tarım işçileri sıcaktan bayılana kadar çalıştırılıyor. (mısır püskülü)
İzmir Kınık’ta 65 yaşındaki Sultan Çimen, sabah sekizden akşam beşe kadar mısır püskülü topluyor. Bir saatlik molanın dışında dinlenme yok, yemek yok, sigorta yok. Aşırı hava sıcaklıkları nedeniyle kadınlar tarlada bayılıyor. Günlük yevmiye bin lira. Çimen’in oğlu maden kapandığı için işsiz. Kınık’ta maden ücretleri bir haneyi geçindirmeye yetmediği ya da hiç ödenmediği için kadınlar tarlaya çıkıyor. Tam da Ebru Çelik’in dediği gibi “toprağın altı, üstü emek sömürüsü”.
Kadınların hane içinde çocukların, yaşlıların ve evin bakımını sürdürdüğünü de unutmayalım. Şirket bin liraya satın aldığı emeğin yeniden üretim maliyetini haneye, orada da büyük ölçüde kadınlara bırakıyor. Tarım ile maden, güvencesiz işçilikle ücretsiz bakım emeği böylece aynı sömürü zincirinde birleşiyor.
***
Manisa’nın Gördes köyündeki kiraz üreticilerinin anlattıkları aynı düzenin başka bir yüzünü gösteriyor. Giderler almış başını giderken satış fiyatı sürekli aşağı çekiliyor. Ürün beklemiyor, öyle ya kiraz bu taze yenecek. Üstelik üreticiye dayatılan düşük fiyat kentliye ucuz gıda olarak dönmüyor. Kirazın tarladan markete yüzde 247,8 değer kazanması, aradaki aktarımın kimin lehine işlediğini açıkça gösteriyor. Asıl çarpıcı olan ise köylülerin kirazları traktörlerle yola dökmeyi düşünmesi, fakat ‘Bizi de tutuklarlar’ diyerek vazgeçmesi. Böylece siyasal baskı da maliyete dahil oluyor.
Tüm bunlar tarımın kendinden menkul bir alan olmadığını; madenlerden işsizliğe, hane geçiminden kadın emeğine, şirketlerden siyasal baskıya uzanan bir düzenin içinde işlediğini son derece yalın bir biçimde ortaya koyuyor.
Üreticinin maliyet hesabında artık yalnızca mazot, gübre ve ilaç yok. İtiraz etmenin muhtemel bedeli de var. Köylünün emeğinin karşılığını istediğinde gözaltına alınabileceği veya tutuklanabileceği düşüncesi, tüccarın karşısındaki pazarlık gücünü daha eylem başlamadan kırıyor. Otoriterlik böylece tarlanın dışında duran bir yönetim sorunu olmaktan çıkıp hem ürünün hangi fiyata satılacağını hem de emeğin hangi koşullarda çalışacağını belirleyen maddi bir ilişkiye dönüşüyor.






