Ülkenin ekonomik anlamda en istikrarlı olduğu konu gıda fiyatlarındaki amansız ve durdurulamaz artış haline geldi. Bu nedenle gıda enflasyonu ve bununla mücadele için ne yapılması gerektiği tartışması gündemden hiç düşmüyor. Her ne kadar bu sorunun çok daha eski bir mazisi olsa da, özellikle pandemi döneminden bu yana en önemli yapısal ekonomik sorun olarak hayatımızı her gün işgal ediyor.
Bir yanda gıda enflasyonunun OECD ortalamasının yedi-sekiz katına çıktığını gösteren resmi rakamlar, diğer yanda çocukların yürek burkan boş beslenme çantaları, bitmek bilmeyen gıda kuyrukları, kapış kapış giden ücretsiz pideler, askıda ekmekler, karın tokluğuna bile çalışamayan emekçiler ve tokluğu çoktan unutmuş emekliler olunca meselenin vahameti rakamların çok ötesine geçiyor.
Öte yandan bu meselede ciddi bir algı karmaşası da var. Mart 2026 döneminde açıklanan TEPAV Gıda Fiyat Endeksi verilerinin yorumlanışı bile bakılan yere göre büyük bir değişiklik gösteriyor. Bir bakıyorsunuz gıda enflasyonunun yıllık bazda yüzde 33,4’e gerilediği müjdeleniyor. Aylık artışın yüzde 2,90’da kalması bir düşüş eğilimi gibi sunuluyor. Oysa daha önceki ay aynı TEPAV raporu gıda enflasyonunun “son iki yılın zirvesinde” olduğunu söylüyordu. Bu kopukluk çözüm önerilerinin de neden havada kaldığını açıklıyor.
İlginçtir nicedir bakanlıkların gıda enflasyonu gibi bir sorunu yokmuş gibi görünüyor. Bir zamanlar etkisiz de olsa en azından birtakım önlemler alınırdı. Artık o sembolik adımlar bile tamamen rafa kalkmış durumda. Halk kendince çare üretmeye, neyin yanlış neyin doğru olduğunu anlamlandırmaya çalışıyor. Kimisi girdi desteği lazım diyor, kimisi Avrupa’dan örnek alalım vb. Arada sırada kimi uzmanların veya tarım sermayesinin de çözüm önerilerine maruz kalıyoruz. Sanırım açık ara en sinir bozucu olanlar onlar. Halka çok faydası varmış gibi ihracatçı şirketlerin katma değerli ürün üretmesi, küresel rekabet gücü falan gibi uzaydan laflar ediyorlar.
Şunu anlamak gerekiyor ki bu istikrarlı enflasyon ortamı birden veya kendiliğinden oluşmadı. En başta üretim lüks oldu evet. Ama bunu bir avuç insan dışında kimseler dert etmedi. Üreticiyi duyan olmadı. Şimdi tüketim de lüks oldu. Öncelikle bu ikisinin nedenlerini ve birbirine bağını göremeyen bir önerinin çözüm üretmesi mümkün değil. Ama ayrıca bu ikisini ele alacak ilkesel bir düzlem de gerekiyor. O düzlem de bana kalırsa başta çocuklar olmak üzere yeterli gıdaya erişemeyen halktan alınan gıda hakkıdır. Böylesi bir ilkeden ve perspektiften yoksun bir önerinin halktan yana bir çözüm üretmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle gıda enflasyonuna çözüm olarak belirli bir ürünün ihracat pazarını genişletmeyi koyan kim varsa bizi bir takım şirketlerin özel çıkarları için kandırıyor demektir.







