16. NATO Zirvesi Türk mutfağının uluslararası platformda tanıtımı için büyük bir fırsat oldu. Önemli gala yemeklerini ve resepsiyonları farklı şefler üstlendi. Külliye’de verilen liderler yemeği Fatih Tutak; Çankaya Köşkü’ndeki First Lady’lere verilen yemeği ve Millet Kütüphanesi’ndeki resepsiyonu Osman Sezener; Külliye’de uluslararası heyetlere verilen 300 kişilik yemeği ise Sinem Özler hazırladı.

Uluslararası platformlar, protokol yemekleri ve davetler aynı zamanda birer gastro-diplomasi platformuna dönüşüyor. Tarihte her zaman devlet yemekleri yabancı konukları etkilemek amacını taşır. Bazen bu yemekler aracılığıyla mesajlar verilir. Bazen bu mesajlar ince jestler şeklinde olur, bazense güç gösterisine dönüşür. Bazense konuk onuruna yapılan yemeklere o çizgide adlar verilir. Örneğin 1934 yılında Atatürk’ün Ankara Palas’ta İsveç Prensi Gustav Adolf onuruna verdiği yemek ev sahibi ve konuk ülkeye referans veren yemekler yer almış, davet Kremalı Çankaya Çorbası ile başlamış Stockholm Dondurması ile son bulmuş, yemeklerin sunumunda iki devlet arasındaki dengeler hassasiyetle gözetilmiş. Cumhuriyet tarihimizin ilk protokol yemekleri böyle bir incelikle başlamış.

Bazense protokol davetleri bir tanıtım aracına dönüşebiliyor. Son NATO Zirvesi’nde böyle bir fırsat yakalandı. Zirvede sürekli davetler, gala yemekleri ve resepsiyonlar düzenlendi. Tam dört gün boyunca delegasyonlar, VIP konuklar, basın grupları, liderler ve eşleri için verilen özel yemekler derken toplamda 20 bin kişilik servis çıkarıldı, âdeta bir Türk mutfağı resmi geçidi yapıldı. Böylece Türk mutfağının tanıtımı için ciddi bir fırsat değerlendirilmiş oldu. Gastronomi artık ülkelerin tanıtımında kullanılan soft power yani yumuşak güç denilen unsurların başında geliyor. Bu yüzden yemek kültürü bir ülkenin kültür zenginliğini yansıtabilmenin önemli araçlarından biri hâline geldi. Bu açıdan NATO Zirvesi davetlerinde bu önemli fırsatın iyi değerlendirildiğini söyleyebiliriz.

Zeytinyağlılar kategorisi
Yemeklerin seçiminde bazı ortak ilkeler gözetilmiş. Ana davetleri üstlenen üç şef de bu ilkelere uygun menüler oluşturmuşlar. Ortak noktalardan mevsimsellik ve sürdürülebilirlik zaten birbirine yakın kavramlar. Dolayısıyla taze yeşillikler, mevsim sebzeleri ve meyveleri yemek seçimlerinde belirgin olmuş. Farklı yörelerin lezzetlerine yer vermekse iki şekilde menülere yansımış: Türkiye’nin dört bir köşesinden gelen yöresel ürünler ve farklı yöresel yemek çeşitleri. Osman Sezener örneğin Antalya’dan meze olarak hibeş seçerken, Sinem Özler Güneydoğu mutfağından haşlanmış içli köfteyi almış. Bütün şefler Urla enginarını baş tacı ederken, asma yaprağı seçimi Tokat’ın narin mi narin Narince üzümlerinden Tokat yaprağı olmuş. Fatih Tutak ise teknikten çok bölge ürünlerine odaklanmış, yerel üreticilerden temin edilen ürünleri tercih etmiş. Tüm şefler zeytinyağlı sebze yemeklerine özellikle yer vermişler. Tüm dünyada bitki temelli gıdaların ön plana çıktığı düşünülürse, Türk mutfağının zeytinyağlılar kategorisi yemekleriyle vegan ve vejetaryen gücünü göstermek açısından son derece yerinde bir seçim olmuş.







