Bodrum’un “kireç beyazı” ve “çivit mavisi” yıllara yenilse de “yeşili” yani “Bodrum mandalini” ayakta kalmaya devam ediyor. Para etmediği için kimi üreticiler ağaçların cinsini aşılarla değiştirmeye çoktan başladı, ancak kıymetini bilenler de var. Özellikle mandalinin yeşil halini ticari ürün haline getirmeyi hedefleyen bir proje, gelecek için umut vaat ediyor…

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde “Bodrum Mavisi” diye bir şey vardı.
Bodrum’da evler kireçle, kapısı, penceresi ise çivit maviyle boyanırdı ki “Bodrum Mavisi” denilen şey odur.
Amatör ressamların tablolarında bu görüntüye evin bir duvarından çatısına doğru uzanan normal olarak su istemeyen mor begonviller de eşlik ederler ki gerçekten insanın gözünü okşar.
Kireç badana güneş ışınlarını yansıtır, evleri serin tutar, mikropları öldürür. Mavi renk de akrepleri evlerden ırak tutardı.
Bilimsel geçerliliği var mıdır, bilmiyorum ama en azından böyle olduğuna inanılırdı.
Derken, “mermer ve granit lobisinin” Türk mimari eğitiminin içine yerleştirdiği köstebekler bir süre yer altında kaldıktan sonra harekete geçtiler.
Artık Bodrum’da yeni evler gri ile ördek başı arası bir tuhaf renkteki mermer ya da granitlerle kaplanıyor ki içerisi daha sıcak olsun, klimalar tam gaz çalışsın ki elektrik tüketimi zirveye ulaşsın.
Bu “kitsch mimari” de kendine özgü tropik bir bitki örtüsüyle hareket ediyor ki temel amaç su tüketimini artırmak sanırım.
Akrepleri ise hiç sormayın; “ortalığı kirletiyorlar” diye bahçesinde tavuk beslenmeyen yeni Bodrum evlerinde kenelerle birlikte muazzam partiler düzenliyorlar!
Yani sizin anlayacağınız “Bodrum Mavisi” teslim bayrağını çekti.

O güzel silüetten geriye ne kaldı?
Zaman zaman ahşap malzeme üretenlerin kataloglarında göründüğünü duyuyorum ama uzun süredir kendisinden haber alamadım.
Sonradan görmeliğin bir sonucu olarak eski Bodrum evlerinin kendine özgü bacaları da artık silüetten çıktı.
Zaten keserle tirhandil ve gulet yapan kimse de kalmadı; guletler gut hastalığına yakalanmış gibiler, en küçüğü artık 100 ton çekiyor!
Bodrum’u bitirmeye yönelik hasedin temelinde ne vardır bilmiyorum ama mavinin, Armani grisine yenildiği bu yıllar zarfında ayakta kalmayı başarabilen bir tek Bodrum Yeşili kaldı!
Namıdiğer, Bodrum mandalini.
“Mandalina” diye yazmıyorum, burada ona “mandalin” diyoruz; yiğit namıyla anılır!
Bodrum mandalini kendine özgü bir tür.
Klementin ve satsumanın kahredici rekabetine rağmen hâlâ yaşıyor.
“Klementin” aslında ne kadar mandalina sayılır, bilemiyorum. Asıl adı “tangor”; portakal ile söğüt yapraklı mandalinanın melezidir. Bu bitkiyi Cezayir’de keşfeden ve çoğaltan Fransız sömürgeci Clement Rodier’in anısına saygı olarak bizde de “klementin” olarak biliniyor.
Satsuma ise Japon mandalinasıdır. Pomelon ile Çin mandarininin melezidir, kategorik olarak “mandalina” saymak bile ne kadar doğru, bilemiyorum.
Bodrum mandalininin bu ikisi karşısındaki dezavantajı çok çekirdekli olması.
Oysa daha özel ve keskin bir aroması var, daha tatlı. Ancak çekirdekli olması tüketiciye cazip gelmiyor, pazarda talebi çok değil. Lafın kısası “para etmiyor!”
Bodrum mandalini
Hesapta tarımsal sit alanı ama…
Bir Bodrum mandalini üreticisi olarak şunu söyleyebilirim ki bahçenin bakımı için harcadığım bütçenin onda birini bile geri alamıyorum. Bunda elbette bahçe işlerini başkalarına yaptırıyor olmamın da rolü var.
Üreticiyim dediysem de bahçede giydiğim Fransız kauçuk çizmem, budama makasım, bahçıvan pantolonum filan var ama hepsi o kadar!







