
Bursa Tarım Fuarı’nı ziyaret ettim. Ancak gördüğüm tablo, geçmiş yılların o hareketli, kalabalık ve sektörün nabzını tutan fuar günlerini bilen biri olarak beni üzmekle kalmadı, aynı zamanda ciddi ciddi düşündürdü.
14-17 Ekim 2026 tarihleri arasında Bursa Fuar Merkezi’nde düzenlenen, resma adıyla AgroGreen Bursa 2. Tarım ve Hayvancılık Fuarı, bana göre yalnızca bir fuarın mevcut durumunu değil, Türk tarımının ve tarımsal mekanizasyon sektörünün içinde bulunduğu koşulları da gözler önüne serdi.
Çünkü Bursa, tarım denildiğinde sıradan bir kent değil. Meyveciliğiyle, bahçe tarımıyla, üretim kapasitesiyle ve tarımsal mekanizasyondaki sanayi birikimiyle son derece önemli bir merkez. Üstelik Bursa ve çevre illerinin tarımsal potansiyeli düşünüldüğünde, böyle bir fuarın çok daha güçlü bir katılımla ve çok daha yüksek bir heyecanla gerçekleştirilmesi beklenirdi.
Ancak gördüğüm tablo, beklentilerin oldukça uzağındaydı.
Geçmişte Bursa Tarım Fuarı’nın yarattığı heyecanı bilenler ne demek istediğimi anlayacaktır. Fuar öncesinde kentte otellerde yer bulmak zorlaşır, sektör temsilcilerinin uğrak noktalarından Arap Şükrü’de adım atacak yer kalmazdı. Türkiye’nin dört bir yanından üreticiler, bayiler, sektör yöneticileri ve yabancı ziyaretçiler Bursa’ya akın ederdi.
Fuar, yalnızca traktörlerin ve tarım makinelerinin sergilendiği bir alan değildi. Aynı zamanda sektörün buluştuğu, ticaretin canlandığı, yeni iş bağlantılarının kurulduğu ve tarımın geleceğine ilişkin beklentilerin konuşulduğu önemli bir organizasyondu.
Peki, bugün ne değişti?
Bana kalırsa bu sorunun cevabını yalnızca fuarcılık sektöründe aramak büyük bir yanılgı olur. Çünkü ortada, tarımın ekonomik gerçeklerinden bağımsız değerlendirilemeyecek bir tablo var.
Çiftçi kazanamıyorsa traktörü, ekipmanı, yeni teknolojiyi kim alacak?
Üretici, tarlasından ve bahçesinden elde ettiği gelirin karşısında artan girdi maliyetleriyle mücadele ediyorsa, üretiminin karşılığını alamıyorsa önceliği elbette yeni bir traktör almak ya da ekipmanını yenilemek olmayacaktır.
Çiftçi önce üretimini sürdürebilmenin, borcunu ödeyebilmenin ve bir sonraki sezonu çıkarabilmenin hesabını yapıyor.
Böyle bir ortamda fuarı ziyaret etmek bile üretici açısından ek bir maliyet ve zaman meselesine dönüşebiliyor. Hele ki fuarda göreceği ürünleri satın alma imkânı giderek daralıyorsa, o organizasyonun üretici nezdindeki cazibesi de ister istemez azalıyor.
Dolayısıyla çiftçinin ekonomik sıkıntılarını görmezden gelen bir anlayışın, bu sıkıntıların fuarlara yansımamasını beklemesi mümkün değil.






