Marketlerde hepimizin dahil olduğu gizli bir alışkanlık var: Reyonun önündeki ürüne şöyle bir bakıp elimizi kararlı bir hamleyle rafın en arkasına uzatmak. Amacımız belli; en taze olanı, son kullanma tarihi en uzak olanı bulup “kazançlı” çıkmak. Ancak masum bir müşteri refleksi gibi görünen bu alışkanlık, aslında hem market çalışanları hem de cüzdanımız için ciddi bir krizin fitilini ateşliyor.
“En tazesini ben alayım” derken bozulan raf düzeni, sadece çalışanların mesaisinden çalmıyor; aynı zamanda gözden kaçan ürünlerin son kullanma tarihinin geçmesine ve devasa bir gıda israfına yol açıyor. Üstelik bu durumun hukuki bir boyutu da var: Rafları bir savaş alanına çevirmenin bedeli, sandığınızdan çok daha ağır olabilir.
TAZELİK ARAYIŞI PAHALIYA PATLAMASIN
Peki, o en arkadaki yoğurt kabına uzanırken aslında nelere sebep oluyoruz? Tazelik arayışı, bizi nasıl bir “mağazadan men edilme” riskiyle karşı karşıya bırakabilir?

İşte süpermarket raflarının görünmeyen düzeni ve en arkadaki ürüne uzanan ellerin bilinmeyen maliyeti:
Birçok müşteri, market rafında en arkada bulunan pakete otomatik olarak uzanır ancak zararsız görünen bir şey sorunlara, artan gıda israfına ve en kötü durumda mağazadan men edilmeye bile yol açabilir.






