Gıda arz güvenliği için çiftçiye sadece “üret” demek yetmez. Kazanabildiği, sürdürülebilir üretim koşullarını yaratmak gerekir. Çiftçi de öyle bugünden yarına üretimi bırakacak bir kesim değil.
Epeydir kırsaldan yükselen feryatlar, geçtiğimiz hafta Migros İcra Kurulu Başkanı Ömer Özgür Tort’un yaptığı bir açıklamayla ete kemiğe büründü.
Antalya’da 5 liraya satılan bir sebzenin fiyatının, İstanbul’da rafa çıktığında 35 liraya yükseldiğine dikkat çeken Tort, çiftçinin üründen 5 lira kazanarak üretime devam edemeyeceğini vurguladı.
Gerçekten de öyle. Özellikle bu yıl hem zirai don ve kuraklığın etkisi hem de sebze alım fiyatlarının düşüşü, kırsalda ciddi bir sarsıntıya neden oldu. Diğer yandan Türkiye’de çiftçi zaten epeydir, hal sistemi, plansız üretim ve girdi maliyetlerinin altında eziliyor.
Tarla ile market arasındaki fiyat makası
Aslında Tort’un dikkat çektiği tablo, Türkiye tarımının en güncel sorunu. Ve bu problemi çözmesi umuduyla herkesin umutla beklediği yeni Hal Yasası her nedense bir türlü Meclis’ten geçmedi. Tabii Meclis’in gündemi yoğun. Adi suçlara af kapsamında yasal düzenlemelerle meşgul şu an milletvekilleri. Halkın belini büken gıda enflasyonuna da sıra gelecektir elbet.
Peki yeni Hal Yasası, tarla ile market fiyatları arasındaki makasa nasıl bir çözüm getirecek? Yasayla ürün fiyatlarını artıran aracıları devreden çıkarabilmek için perakendecilere belli bir oranda ürünü, doğrudan çiftçiden alma zorunluluğu getirilmesi bekleniyor.
Bu, elbette ürününü doğrudan markete satabilme imkânı bulacak çiftçi için bir can suyu olacaktır. Ancak, çiftçinin hasadını ederine satabilmesi ve halkın daha ucuza sebze meyveye erişimi için, farklı düzenleme ve projelere ihtiyaç olduğu da aşikar. Üretici-tüketici arasındaki zincirin mutlaka kısalması gerekiyor. Bu zincir ne kadar kısalırsa, hem üretici kazanır hem de tüketici korunur.
Sebze meyve fiyatı nasıl yükseliyor?
Peki mevcut tedarik zinciri nasıl işliyor? Türkiye’de sera üretiminin merkezi konumunda bulunan Antalya Kumluca’da domates üreticisi Şaban Dede’den dinleyelim: “Ürünü hasat edip Kumluca Hali’ndeki komisyoncuya götürürüz. O ürünün kalitesine bakarak bir fiyat belirler. Sonra da o fiyat üzerinden ürünü, ya perakendeciye ya ihracatçıya ya da pazarlara dağıtılması için merkez hallere satar. Aldığı fiyat üzerinden yüzde 13,5 komisyon bedeli kesip, ürün bedelini anlaşmaya göre 15 gün ya da 1 ay içinde bize öder. Mesela benim domatesimi doğrudan perakendeci ya da ihracatçı alırsa, o ürün bir daha el değiştirmez. Ama İstanbul’daki hale gidecekse birkaç kez daha el değiştirir. Ve her değiştirdiğinde de yüzde 13 komisyon gideri eklenir.”
İşte bu mevcut sistem nedeniyle de ne üreten memnun ne de tüketen. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin Kasım 2025 verileri çiftçinin haklı isyanını rakamlarla ortaya koyuyor; Mandalina üreticide 6 lira, markette 30 lira. Ispanak üreticide 17 lira, pazarda 53 lira. Maydanoz, portakal, havuç üç katına kadar fiyatlanıyor. Üreticide yüzde 17 artan pırasa fiyatı, markette yüzde 147’ye fırlıyor.





