2026’ya girerken ihtiyacımız olan şey panik değil; sistem. Sofrada güveni yeniden kuracak bir “tarladan sofraya gıda güvenliği” hattı… Enflasyon baskısı altında kaliteyi feda etmeyen bir üretim ve tedarik düzeni…
Yeni yıl dileklerimiz hep aynı: sağlık, huzur, mutluluk.. Ama 2025 bize şunu gösterdi; huzur, sadece temenniyle gelmiyor; toplumsal bir emekle kuruluyor.
Oysa ki , biz o emeği sarf etmekten epeydir vazgeçtik. Sanki bir kuyudayız ve elbirliğiyle birbirimizi aşağıya çekiyoruz.
Dürüst kalmanın “enayilik” sayıldığı, vurgunun, talanın, daha çok kazanmanın kutsandığı; birbirimize iyi gelmek yerine, birbirimizin açığını kolladığımız bir iklime sürüklendik. Aslında sadece gıdamız değil, insanlığımız, ruhlarımız da tağşişe uğradı.
Tağşiş, saflığını bozmak demek. Bu kelimeyi 2025’te çok sık duyduk; gıdada tağşişi konuştuk, liste liste okuduk. Ama o tağşişi doğuran, toplumsal çürümeyi maalesef yeterince tartışmadık.
2025’i hatırlarken aklımıza en çok ne gelecek? Etiketlerin her hafta yeniden yazıldığı market rafları mı, restoranlardan yansıyan fahiş fiyat adisyonları mı, yoksa bir fabrikanın, bir okulun, bir yurdun kapısında “yine zehirlenme” haberini bekleyen kalabalıklar mı…
Bu yıl gıdayı sadece konuşmadık; gıdayla birlikte kaygıyı, şüpheyi, güvensizliği ve birbirimizi aldatmayı de masaya koyduk. Bir ülkede gıda, gündemin bu kadar merkezine yerleşiyorsa, mesele artık damak tadı değil; toplumsal huzurun en temel bileşeni olan “güven”dir.
Sahi biz ne yiyoruz?
Zehirlenme vakaları birbiri ardına geldi; kimi zaman bir tabldot, kimi zaman bir mevlit yemeği, kimi zaman da “hızlı servis” vaat eden işletmeler… Bir yandan da Tarım ve Orman Bakanlığı’nın tağşiş duyuruları… Liste uzadıkça, soframızdaki en temel ürünlerin bile kimliğinden emin olamaz hale geldik. Zeytinyağı mı, yoksa karışım mı? Bal mı, yoksa şurup mu? Baharat mı, yoksa rengiyle kokusuyla yanıltan bir taklit mi? Soruların çoğalması tesadüf değil: Güven eridiğinde, herkesin zihninde aynı cümle büyüyor; “Ben ne yiyorum?”
Elbette bu tabloyu besleyen en kritik faktör; gıda enflasyonu oldu. Fiyatlar tırmandıkça, sahteciliğin “kâr marjı” da tırmandı. Restoranlarda yediğimiz et ürünlerinde bile sakatat karışımı, tek tırnaklı eti şüphesi, etikette yazmayan içerikler gündelik hayatımızın bir parçasına dönüştü.





