ABD’li bilim insanlarının araştırmasına göre Kuzey Kutbu’nun yüzey hava sıcaklığı Ekim 2024-Eylül 2025 arasında son 125 yılın en sıcak seviyesine ulaştı. Bunun tüm dünyayı etkileyecek sonuçları olacak.
ABD’nin önde gelen atmosfer izleme ajansı tarafından yürütülen uzun soluklu bir araştırmaya göre, Kuzey Kutbu kayıtlara geçen en sıcak ve en yağışlı yılı yaşadı. Nehirler, permafrostun hızla erimesinin ardından sızan metaller nedeniyle turuncuya döndü.
Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nin (Noaa) yıllık izleme çalışmalarını yürüttüğü son 20 yılda gezegenin en kuzeyindeki bölgeler, iklim değişikliğinden küresel ortalamanın iki katından fazla etkilendi.
Ekim 2024’ten Eylül 2025’e kadar Kuzey Kutbu’nun yüzey hava sıcaklığı, 1900’de ölçümlerin başlamasından bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Son 10 yılın her biri, kayıtlara geçen en sıcak 10 yıl arasında yer aldı.
Geçen yıl küresel ortalama sıcaklık artışı, sanayi öncesi dönemden bu yana 1.5 derecenin üzerindeydi.
Noaa, Kuzey Kutbu’yla ilgili raporunu, Trump yönetiminin ciddi baskısı altında olmasına rağmen yayımladı. İklim ve hava durumundaki değişimleri takip etmek ve öngörmekle görevli kurum Trump’ın sene başında yönetime dönmesinden bu yana yüzlerce kişiyi işten çıkarmak ve birçok araştırma projesini sonlandırmak zorunda kaldı. Araştırmanın yazarlarından, Colorado Üniversitesi Kar ve Buz Verileri Merkezi’nden bilim insanı Matthew Druckenmiller, “sonuçlara hiçbir siyasi müdahalede bulunulmadığını” söyledi.
Kuzey Kutbu’nu “gezegenin buzdolabı” olarak niteleyen Druckenmiller, bölgedeki büyük değişimin tüm dünyayı etkileyeceğini söyledi.
“Kuzey Kutbu, küresel iklim için gerçekten çok önemlidir” diyen uzman, kar ve buzun ısıyı atmosfere geri yansıtma rolünden bahsederken, buzların erimesinin deniz seviyesinin yükselmesine neden olduğunu belirtti.
Son 10 yılda eriyen permafrost, 200’den fazla Alaska nehrine demir ve diğer elementleri saldı. “Paslanan nehir” adlı bu fenomen, göllerin turuncuya dönmesine sebep oldu.
California Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacı olan Abagael Pruitt, “Bu fenomenin devam etmesi bekleniyor. Bunun su kalitesi, sucul biyolojik çeşitlilik ve bu akarsulara bağımlı topluluklar için ağır sonuçları olacak” dedi.





