İş insanı Cem Boyner’in dikkat çektiği tespit aslında bugün Türkiye ekonomisinin en önemli paradokslarından biridir:
Fiyatlar sürekli yükseliyor ama işletmelerin önemli bir bölümü daha fazla para kazanmıyor.
Peki o halde bu para nereye gidiyor?
Bugün 50 liraya satılması gerektiğini düşündüğümüz bir lahmacun neden 600-700 liraya kadar çıkabiliyor? Berber neden saç kesimini birkaç yılda kat kat artırıyor? Taksi ücretleri neden sürekli yükseliyor? Lokantalar, kafeler ve küçük esnaf neden her ay yeni fiyat listesi hazırlıyor?
İlk bakışta cevap “açgözlülük” gibi görünebilir. Oysa ekonomi çoğu zaman bundan daha karmaşıktır.
Bir ürünün fiyatını yalnızca içindeki et, un veya domates belirlemez.
Kira…
Elektrik…
Doğalgaz…
Akaryakıt…
İşçi ücretleri…
Vergiler…
Kredi faizleri…
Finansman maliyetleri…
Hammadde…
Nakliye…
Paketleme…
Muhasebe…
POS komisyonları…
Beklenmeyen giderler…
Bunların her biri aynı anda arttığında, işletme maliyetini gelecekte oluşabilecek yeni zamları da düşünerek hesaplamaya başlar.
İşte tam bu noktada ekonomi psikolojisi devreye girer.
İnsanlar sadece bugünkü maliyetle değil, yarın daha pahalıya almak zorunda kalacakları ürünün korkusuyla fiyat belirlemeye başlar. Buna iktisatta enflasyon beklentisi denir.
Artık fiyatlar maliyetlere göre değil, beklentilere göre oluşmaya başlar.
Bir berber yalnızca bugünkü giderini düşünmez; üç ay sonraki kirayı, asgari ücret artışını ve elektrik faturasını da bugünden fiyatına ekler.
Lokantacı yarın eti hangi fiyata alacağını bilmediği için bugünden yüksek fiyat yazar.
Çiftçi gelecek sezon gübreyi kaç liraya bulacağını bilmediği için üretim kararını değiştirir.
Böylece ekonomi, kendi kendini besleyen bir fiyat sarmalına girer.
İşte gerçek tehlike budur.
Çünkü bu aşamadan sonra enflasyonu yalnızca para değil, korku üretmeye başlar.
Peki çözüm nedir?
Zaman zaman “Devlet iki yıl boyunca bütün fiyatları, kiraları ve ücretleri dondursa sorun çözülmez mi?” sorusu gündeme gelir.
İlk bakışta cazip görünen bu yöntem, tarihte birçok ülkede denenmiştir. Ancak tek başına uygulandığında çoğu zaman yeni sorunlar doğurmuştur.
Çünkü maliyet artmaya devam ederken satış fiyatını dondurursanız bazı işletmeler zarar eder, üretimi azaltır veya kayıt dışına yönelir. Sonuçta raflar boşalabilir, kalite düşebilir ve karaborsa oluşabilir.
Bu nedenle kalıcı çözüm yalnızca fiyatları dondurmak değildir.
Asıl ihtiyaç duyulan şey, maliyetleri artıran yapısal nedenleri ortadan kaldırmaktır.
Tarımda verimliliği artırmak…
Enerji maliyetlerini düşürmek…
Lojistik altyapısını güçlendirmek…
Vergi sistemini sadeleştirmek…
Finansmana erişimi kolaylaştırmak…
Hukuki öngörülebilirliği sağlamak…
Rekabeti güçlendirmek…
Kayıt dışılığı azaltmak…
Ve en önemlisi, toplumun geleceğe güvenmesini sağlayacak ekonomik istikrarı oluşturmaktır.
Gerçek fiyat ancak güven ortamında oluşur.
İnsan yarından korkmuyorsa bugünkü ürüne yarının zammını eklemez.
Ekonomi yalnızca rakamlardan oluşmaz.
Ekonomi aynı zamanda güvenin, öngörülebilirliğin ve adalet duygusunun matematiğidir.
Bir ülkede insanlar fiyat belirlerken maliyet yerine korkularını hesaplamaya başlamışsa, sorun artık sadece enflasyon değildir; güven mekanizmasının zayıflamasıdır.
Gerçek fiyatlar ise ancak güvenin yeniden inşa edildiği ekonomilerde ortaya çıkar.








