Son 35-40 yılda yapılan turizm yatırımları ile bu bölgelerde dünyanın en güzel, en iyi hizmet veren ve fiyat hizmet orantısında tartışmasız dünyanın en iyileri arasına girecek turistik tesisler yapıldı. Bu tesisler sayesinde her yıl milyonlarca turist ülkemize geliyor, her yıl artan miktar döviz girdisi sağlanıyor, geçen yıl 62 milyonu aşkın turist, 65 milyar dolar civarında bir gelir elde etmemizi sağladı.
Ancak özellikle Ege’de tüm bu tesisleri giderek daha fazla tehdit eden bir faaliyet var: Balık çiftlikleri
Karadeniz’de somon, Ege’de ise yoğunluklu olarak Muğla’nın kıyılarında olmak üzere levrek ve çipura yetiştiriciliği yapılıyor.
Yıllık üretim 650 bin tona yakın, sağlanan gelir 2 milyar dolar civarı. Ancak balık yeminde dışa bağımlılık oranı çok yüksek olduğu için, bu gelirin yarattığı katma değer çok düşük. Kârlılık çok az.
Buna karşın bu balık çiftlikleri nedeniyle, katma değeri çok yüksek olan turizmi öldürüyoruz.
Çünkü bu balık çiftlikleri, yarattıkları çevre ve deniz kirliliği nedeniyle turizme büyük darbe vuruyor.
Balık çiftliği olmasın, çiftlik balıkçılığı yapılmasın diyen yok. Ancak yapıldığı yerler açısından çok büyük sorun yaratıyorlar.
Öncelikle kıyıya çok yakınlar. Maliyetleri düşürebilmek için açık denizde değil, kıyılarda kuruluyorlar. Bu da kıyıda büyük kirliliğe ve deniz dibi yaşamında büyük sorunlara yol açıyor.
İzmir’de Çeşme ve Alaçatı civarındaki balık çiftliklerinin yarattığı kirlilik inanılmaz boyutta.
Güneye doğru inince durum daha da vahim bir hal alıyor.
Bodrum Yarımadası’nın kuzeyinde, Didim’in güneyinde, Güllük Körfezi’ndeki balık çiftliği rezaleti akıl almaz boyutta.
Bir yanda Türk turizminin en pahalı ve en yüksek gelir getiren otelleri. Diğer yanda Güney Fransa’dan bile pahalı evlerin satışa sunulduğu Kaplankaya gibi, Amman gibi, Bulgari gibi, Mandarin Oriental gibi, 50-60 milyon dolarlık villaların bulunduğu projeler ve bunların önünde sayısız balık çiftlikleri.
Birkaç gün önce 100 küsur metrelik yatıyla Cennet Koyu açıklarına demirleyen bir Rus oligark, ertesi gün demir alıp gitti. Çünkü o gün hava poyraz esiyordu ve balık çiftliklerinin tüm pisliği o tarafa yığıldı. Adam da bulanık denizi görünce çekip gitti. 50 personel çalışan, her gün on binlerce doları Türkiye’de alışverişe harcayacak olan ve belki de birkaç 10 milyon dolar verip bölgeden bir ev satın alacak olan adam kaçtı.
Bu balık çiftlikleri ile kimse ama kimse baş edemiyor. Her şeye gücü yeten iktidar bir yandan buralardaki yatırımların önünü açıyor ama diğer yandan bu yatırımları çöp haline getirecek balık çiftliklerini oradan kaldırıp açık denize taşıtamıyor. Düşük katma değerli 2 milyar dolarlık gelir için, yüksek katma değerli milyarlarca dolarlık turizm öldürülüyor, milyarlarca dolardan fazla gelir sağlayacak projeler öldürülüyor.
Dahası turizm müthiş bir istihdam sağlarken balık çiftliklerinin istihdama katkısı da yok denecek kadar az. Hal böyleyken bunlara kıyıları işgal ettirmek,
Ya kötü yönetimdir.
Ya plansızlıktır.
Ya beceriksizliktir.
Ya da güçsüzlüktür.
Seçilmiş belediye başkanlarını hapse atmaya gücü yeten bir iktidarın, çevreyi ve turizmi katleden balık çiftliklerine mi gücü yetmemektedir.







