Fransa’dan İtalya’ya, Belçika’dan Arnavutluk’a, Brezilya’dan Hindistan’a dünyanın farklı ülkelerinde gençler sokaklara çıkıyor. Kimi eğitim sistemini, kimi hayat pahalılığını, kimi barınma sorununu, kimi de demokrasi ve fırsat eşitsizliğini, kimi de iklim krizi ve kuraklık için protesto ediyor.
Bu hareketlerin ortak bir merkezi ya da aynı hedefi yok. Ancak farklı ülkelerde benzer bir soru yükseliyor: Bugünün gençleri, yarınlarını kurabileceklerine ne kadar inanıyor?
Bu soruyu yalnızca öğrenci hareketleri üzerinden okumak eksik kalır. Çünkü aynı dünyada çiftçi üretim maliyetleriyle, tüketici gıda fiyatlarıyla, çalışanlar ise gelirleriyle geçimlerini dengelemeye çalışıyor. Birbirinden farklı görünen bu sorunlar, ekonomik düzenin insanlara sunduğu imkânlar ve yüklediği maliyetler üzerinden kesişiyor.
Peki, dünyada ortak bir öfke mi büyüyor, yoksa farklı krizler aynı dönemde mi derinleşiyor?
Belki de cevap, ikisinin birden yaşanmasında.
Fransa’da eğitim kurumlarının koşulları, öğretmen eksikliği ve kalabalık sınıflar etrafında başlayan tartışmalar, kamu hizmetleri ve hayat pahalılığı gibi daha geniş sorunlarla birleşiyor. Ekim ayında gündeme gelen protestolar, ülkedeki ekonomik ve toplumsal gerilimlerin de bir yansıması hâline geldi. Ancak bu hareketleri yalnızca öğrenci protestoları olarak değerlendirmek doğru değil; geçim koşulları hakkındaki memnuniyetsizlik daha geniş toplumsal kesimleri de kapsıyor.
İtalya’da 16 Ekim’de farklı kentlerde düzenlenen öğrenci gösterilerinde ise eğitim bütçesi, iklim krizi ve silahlanma harcamaları öne çıktı. “Savaş için değil, okullar için para” sloganı, kamu kaynaklarının hangi önceliklere göre dağıtılması gerektiği tartışmasını görünür kıldı. Gençler, eğitim ve sosyal haklara daha fazla kaynak ayrılmasını talep ederken artan askerî harcamalara itiraz etti.
Bu iki ülkedeki gelişmelerin gösterdiği şu: Ekonomik büyüme veya devletin gücü, tek başına toplumsal memnuniyet yaratmıyor. İnsanlar, kamu kaynaklarının kendi yaşam koşullarını iyileştirecek biçimde kullanılmasını da bekliyor.
Belçika’da öğrenciler ve sendikalar, bütçe kesintileri ve eğitim maliyetlerine karşı düzenlenen eylemlerde bir araya geldi. Tartışmanın merkezinde, yükseköğrenimin herkes için erişilebilir kalıp kalamayacağı bulunuyor. Eğitim masraflarının artması, öğrencilerin yanı sıra ailelerin ekonomik durumunu ve gençlerin gelecekteki fırsatlarını da etkiliyor.
Arnavutluk’ta öğrencilerin itirazları ise üniversitelerdeki koşullar, eğitim giderleri, ekonomik destek ve mezuniyet sonrasında iş bulabilme imkânları etrafında şekilleniyor.
Bu örnekler, eğitimin yalnızca okula gitmek ve diploma almakla sınırlı olmadığını hatırlatıyor. Gençler eğitim yoluyla daha iyi bir hayat kurabileceklerine inanmak istiyor. Ancak diploma, güvenceli bir işe ve insanca yaşayabilecek bir gelire ulaşmayı garanti etmiyorsa, eğitim ile gelecek arasındaki bağ zayıflıyor.
Sorun, gençlerin beklentilerinin yüksek olması değil; eğitim ve çalışma hayatı arasındaki ilişkinin bu beklentileri ne ölçüde karşılayabildiği.
İspanya’da eğitim çalışanlarının çalışma koşulları, sınıfların kalabalıklığı ve eğitime ayrılan kaynaklar için yürüttüğü mücadeleye öğrenciler de katılıyor. Bunun yanında barınma krizi, özellikle gençlerin bağımsız bir hayat kurmasını zorlaştırıyor. Yükselen kiralar ve konut maliyetleri, ücretlerle yaşam giderleri arasındaki mesafeyi büyütüyor.
Brezilya’da ekim ayındaki öğrenci ve gençlik hareketleri eğitim, kamusal haklar ve demokrasi tartışmalarıyla bağlantılı. Ülkedeki siyasi kutuplaşma ve seçim süreci, gençlerin siyasal katılımını yeniden gündeme taşıyor. Bu hareketleri doğrudan gıda fiyatlarına karşı düzenlenmiş protestolar olarak tanımlamak mümkün değil; ancak eğitim ve haklar hakkındaki talepler, toplumsal ve ekonomik beklentilerden bağımsız da düşünülemez.









