5 Aralık Cuma akşamı, Boğaz kıyısındaki Four Seasons Otel’in şaşalı balo salonu yıldız yağmuruna sahne oldu. Yıldız yağmuru derken Hollywood yıldızlarından söz etmiyorum. Spotların altında titreyen sesler, mutfakların yıldızlarına aitti. 2026 Michelin seçkisinden söz ediyorum. Her yıl Michelin ile ilgili aynı başlığı atıyorum çünkü seviyorum. Yıldızlardan oluşan koca bir galaksi bu! Kim parlayacak, kim sönüp gitmeden sabaha bağlanacak, kim o galakside yepyeni bir yörünge açacak?

Araba lastiğinden galaksi haritasına
Önce şu soruyu bir kez daha açıklığa kavuşturalım: Michelin deyince hepimizin aklına ismi Bibendum olan o tombul, beyaz lastik adam gelir. Temel soru ise şu: Fransa’dan çıkma bir lastik firması neden dünyadaki restoranları puanlar?
Öykü 1900’lerin başına dayanıyor. O yıllarda Avrupa’da kaç adet araba olabileceğini bir düşünün! Herhalde bir elin parmaklarını geçse de fazla değildir. Fransa’nın bu meşhur lastik firması Michelin, bunca az araca rağmen lastikleri nasıl satacağız diye kara kara düşünürken, ilk hedef tabi ki lastikleri aşındırmak olacaktır. Lastik eskitmek için de insanların daha fazla yola çıkması gerekir. Yani restoran puanlayan bu koca sistemin çıkış noktası, çok temel bir kapitalist refleks: Araba kullan, lastik aşındır, yeni lastik al.
Bu amaçla yola çıkan Michelin firması, insanlara yol üzerinde uğrayabilecekleri restoranları gösteren bir rehber hazırlar. O yıllarda Fransa’da restoran kavramı bile yenidir. İnsanlar yalnızca evlerinde ya da otel olarak kaldıkları hanlarda yemek yerken, restore etmekten doğan bir kelime olan ‘restoran’ adının konulduğu yerlerde yemek yemeye başlarlar. Buralarda vücuda sağlık veren yani ‘restore eden’ kemik suyu çorbaları ve Consome’ler servis edilir. İşte restoran kavramı böyle doğar.
Michelin lastik firması da bu rehberde yol üzerinde uğramaya değer restoranlara 1 yıldız, uğramak için yolunu değiştirmeye değer restoranlara 2 yıldız, sırf o restoran için yola çıkmaya değer restoranlara da 3 yıldız vermeyi aklına koyar. Böylece yollar şenlenir, lastikler aşınmaya başlar!

Bugün geldiğimiz noktada, Michelin yıldızı dünyanın her yerinde “üst düzey mutfak”ın en büyük nişanı. Ama Türkiye’de ne zaman konu açılsa, muhabbete neredeyse hep aynı cümleyle giriliyor: “O ne kardeşim, tabağa cücük kadar yemek koyuyorlar!” O yüzden en başta anlaşalım: Bir Michelin yıldızlı restorana gidiyorsanız amacınız karnınızı tıka basa doyurmak değildir. Sizin için tasarlanan deneyim, daha önce hiç tatmadığınız bir yaratıcılık zinciridir.





