Bu aralar metrekareye milyon tane COP31 yazısı ve haberi düşüyor, değil mi? Bu kalabalığın içinde size yük olmak istemem ama ben de aslında tam olarak neden meselenin yakın dönem gürültüyle ilgili olmaması gerektiğini yazacağım.
Yazının başında bir ihtimal size COP toplantılarının tarihini anlatabilirdim. Havalı bir şekilde yapabiliyorum bunu. Rio diyorum, Paris diyorum, kâğıda bakmadan UNFCCC deyip sorarsanız açılımını da söyleyebiliyorum (LULUCF’nin açılımını unutuyorum bazen ama hızlı toparlıyorum). Lakin bu yazı, meselenin bunlar olmadığını söylemek için yazılmıştır.
Benim iklim değişikliğinin etkilerini anlatma maceram uzun. Konuyu iktisadi olarak çalışmaya başlayalı epey oluyor. Başlarda, paydaşları mevzunun yenilenebilir enerjiden ya da çevre korumadan farklı bir şey olduğuna ikna etmek için epey emek harcadığımı hatırlıyorum. Bugün öyle değil. Artık herkes uzlaşmış durumda.
Şimdi de meselenin iklim krizi ile sınırlı olmadığını anlatıyorum. “Küresel ısınma”, 2007’ye kadar önemli bir terimken sonrasında “iklim krizi”nin manşetlerde daha fazla yer bulduğunu gördük. İklim krizinin yanında biyoçeşitlilik de yakın zamanda ön plana çıkan başlıklardan biri. Gezegenimizin derdi bitmiyor ki! Sorunların derinliğini ve zamanın aleyhimize işlediğini anladıkça, zihnimizdeki terimler de değişiyor. Artık iklim krizini dar buluyor, ekosistem krizinden bahsediyoruz. Sürdürülebilirliğin yetersiz kalmasından endişe ediyor, artı değer için onarıcılığı konuşuyor, doğa-pozitif kalıyoruz.
TSKB Ekonomik Araştırmalar ekibi, 2020 yılında yayımlamaya başladıkları İklime Dair isimli dergilerinin başlığını 2023’te Ekosisteme Dair olarak değiştirdi. Bunu yaparken amaçları, kalkınma bankası sorumluluğuyla, konunun özünü genişletmekti. Derginin içinde terimler de açıklanıyor. Unutursanız bakabilirsiniz. Kimse sırasız harflerden oluşan upuzun kısaltmaları, net sıfır ile karbon nötr arasındaki farkı ezbere bilmek zorunda değil. Biz biliyoruz ve bunun için varız.







