“Gümüşü ve altını olanlar; öküzü, koyunu ve arpası olanların kapısında bekler.”
Sümerlere atfedilen bu söz, binlerce yıl öncesinden bugünün dünyasına söylenmiş gibidir. Çünkü insanlık ne kadar değişirse değişsin, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, şehirler ne kadar büyürse büyüsün değişmeyen bir gerçek vardır: Aç insanın parayla değil, ekmekle; piyasanın rakamla değil, üretimle ayakta kaldığı gerçeği.
Bugün dünya ekonomisini altın, döviz, borsa, faiz ve finans piyasaları üzerinden okuyoruz. Kimin rezervi ne kadar, hangi ülkenin parası değer kazandı, hangi şirketin hissesi yükseldi diye konuşuyoruz. Elbette bunlar önemlidir. Ancak sofraya ekmek gelmiyorsa, ahırda hayvan yoksa, tarlada arpa yoksa, depoda buğday yoksa, merada koyun yoksa o altının, o gümüşün, o kâğıt paranın hükmü bir yere kadardır.
Çünkü parayı yiyemezsiniz.
Altını sağamazsınız.
Gümüşü öğütüp un yapamazsınız.
Borsa ekranlarından buğday hasat edemezsiniz.
İşte bu yüzden tarım, sadece bir ekonomik faaliyet değildir. Tarım; bağımsızlıktır, millî güvenliktir, milletin geleceğidir. Hayvancılık sadece köyde birkaç ailenin geçim kapısı değildir. Hayvancılık; sofradaki süttür, çocuğun proteinidir, kasabın tezgâhıdır, peynirin, yoğurdun, tereyağının, etin teminatıdır.
Bugün çiftçinin kapısında beklemesi gerekenler, aslında sadece alıcılar değildir. Devletin planlaması, kamunun desteği, bilimin rehberliği, milletin sahiplenmesi de çiftçinin kapısında olmalıdır. Çünkü çiftçi ayakta kalırsa ülke ayakta kalır. Üretici nefes alırsa şehirler doyar. Köy yaşarsa memleket yaşar.
Ne yazık ki bugün üretici, tarih boyunca hiç olmadığı kadar ağır bir yükün altındadır. Mazot pahalı, gübre pahalı, yem pahalı, elektrik pahalı, tohum pahalı, ilaç pahalı. Kuraklık kapıda, don afeti tarlada, dolu bağda, sel ovada, plansızlık ise her yerde çiftçinin karşısına çıkıyor.
Bir yanda maliyetler artıyor, diğer yanda ürün para etmiyor. Bir yanda üretici borçla üretim yapmaya çalışıyor, diğer yanda tüketici pahalı gıdaya ulaşmakta zorlanıyor. Bu düzen ne üreticiyi mutlu ediyor ne tüketiciyi. Kazanan ise çoğu zaman alın teri döken değil, aradaki zincirin en güçlü halkası oluyor.







