Ülke olarak, ihtiyaç duyduğunuz gıdanın tamamını yurt içindeki üretiminizden karşılayabiliyorsanız gıdada kendinize yetiyorsunuz demektir. Bugün dünyada, gıdada tamamen kendine yetebilen, tam bağımsız bir ülkeden bahsedemeyiz. Ancak bunu büyük ölçüde başarabilen ülkeler elbette var ve Türkiye de bu sayılı ülkeler arasında.
Üretim gücümüz ve sınırlı kaynaklarımız
Ancak burada önemli bir ayrıntı var ki o da ürettiğinizin niteliğinin dikkate alınamaması. Daha çok nicelik ve kalori bazlı bir yeterlilik konuştuğumuz. Proteini, vitamini veya minerali ölçemeyen bir yeterlilik ölçütü var dünyanın esas aldığı. Bunun teknik olarak çok mümkün olmadığını da belirtelim.
Bir ürünün ithal ediliyor olması, o üründe yetersiz olduğunuz anlamına gelmez. Dünyada ihraç edilen her dört paket undan birinin ülkemiz kaynaklı olması ve bunun için ithalat yapmanız buğdayda yetersizlik anlamına gelmiyor. Burada önemli olan; üretim, yurt içi kullanım (tüketim, kayıplar, yemlik, tohumluk, sanayi kullanımı vb.), stok değişimi ve ihracat-ithalat farkı sonucu ortaya çıkan yeterlilik oranı. TÜİK’e göre, 2024-2025 döneminde, en stratejik ürün grubu olan tahıllarda, yeterliliğimiz yüzde 91,1. Önceki yıl 111,9 olan bu değer, özellikle iklim şartlarına bağlı olarak büyük dalgalanmalar gösterdiğini ortaya koyuyor.
Bu grupta buğdayda yeterliliğimiz yüzde 104,3, arpada yüzde 84,6’ya ve mısırda yüzde 73,1. Baklagiller grubunda, yeterliliği en düşük ürün soya (yüzde 4,1). Dünya üçüncüsü olduğumuz sebzelerde yeterliliğimiz 108,8 ve tüm ürünlerde kendimize yetiyoruz. Yine dünyada dördüncü sırada yer aldığımız meyvelerde, muz ve ceviz dışında, yeterliliğimiz yüzde 100’ün oldukça üzerinde. Verimli geçen 2026’da meyve üretiminde %58 artış beklenirken, bitkisel ürünler toplamında %16,5 artışla 140 milyon ton ve buğdayda %37’lik artışla 24,5 milyon ton üretim öngörülüyor.
Tarımsal üretim girdilerinde yeterliliğimiz
Üretimin dışında, giderek artan küresel krizlerle kendini hissettiren, başta gübre ve enerji olmak üzere üretim girdilerinde kendimize ne kadar yetebildiğimiz bir başka stratejik mesele. Enerji ve gübredeki stoklarımız ve etkili tarım diplomasisi sayesinde, ülkede bir krize yol açmadan süreç yönetilebildi. Bu elbette ki üretim maliyetlerinde artışa ve sonuçta gıda enflasyonuna neden olmadığı anlamına gelmiyor.
Yine gübre üzerinden gidecek olursak, yeterli gübre üretimimiz olmasına rağmen, gübre hammaddesinde (doğalgaz, amonyak, fosfat kayası ve potasyum) yüzde 85-90 nispetinde ithalata bağımlıyız. Dünya bor rezervinin dörtte üçüne sahip olan ülkemizde, geliştirilen bor temelli gübrenin dokuz ayrı ülkeye ihraç ediliyor olmasının heyecanı, aslında gübrede dışa bağımlılığımıza duyulan hassasiyetin bir göstergesi.






