Geçen hafta markette Türk somonu yoktu; Norveç somonu vardı, onu aldım. Bugün ise Norveç somonu tükenmiş, yerini Türk somonu almıştı. Üstelik yaklaşık 700 gramlık Türk somonu, 450 gramlık Norveç somonunun neredeyse yarı fiyatına satılıyordu.
İlk bakışta tüketici için kusursuz bir tablo: Daha büyük porsiyon, daha uygun fiyat ve yerli üretim. Ancak aynı tavada, aynı yöntemle pişirilen iki balık arasındaki fark, aklıma şu soruyu getirdi:
Gerçekten fiyatlar mı düştü, yoksa üretim zincirindeki görünmez sorunlar mı artık soframıza yansıyor?
Bir ürünün fiyatını yalnızca arz ve talep belirlemez. Yem maliyetleri, lojistik giderleri, döviz kuru, ihracat baskısı, depolama koşulları ve kalite standartları da en az fiyat kadar önemlidir. Eğer üretici para kazanamıyor, tüketici de aldığı üründen memnun kalmıyorsa, sorun balıkta değil, sistemdedir.
Türk somonu sektörü son yıllarda büyük bir büyüme gösterdi. Ancak büyüme, kurumsallaşma ile desteklenmediğinde en küçük kalite sorunu bile bütün sektöre zarar verebilir. Tüketicinin aklına “Bana ikinci sınıf ürün mü sunuluyor?” sorusu düştüğü anda kaybedilen yalnızca satış değildir; güven duygusudur.
Norveç’in başarısı yalnızca soğuk sularından kaynaklanmıyor. Güçlü kooperatifler, ortak lojistik ağları, sıkı denetim mekanizmaları, izlenebilirlik sistemleri ve üreticiler arasındaki koordinasyon, bu başarının temelini oluşturuyor.
Türk somonu üreticileri de yıpratıcı rekabet yerine ortak akıl oluşturmak zorunda. Güçlü birlikler kurulmalı, ortak markalar yaratılmalı, kalite bağımsız kuruluşlar tarafından denetlenmeli ve iç pazar ihmal edilmemelidir.
Çünkü tüketici, tabağına gelen balığın yalnızca lezzetini değil, hikâyesini de satın alır.
Denizlerimiz balık yetiştirmeye elverişli olabilir; ancak marka yetiştirmek, güven yetiştirmekten çok daha zordur.
Unutulmamalıdır ki bir sektör, balığını kaybettiğinde yeniden üretebilir; fakat tüketicisinin güvenini kaybettiğinde, onu geri kazanması yıllar sürer.








