Pancarın Çığlığı dosyasını açıyoruz! Türkiye’nin stratejik başarı öyküsü olan şeker pancarı, tarlalardan raflara uzanan yolculuğunda ‘gizli’ bir istilayla karşı karşıya. Yerli üreticinin emeği depolarda kaderine terk edilirken, gümrüklerden kotasız giren kimyasal tatlandırıcılar sofralarımızı nasıl esir aldı? Türkiye’nin şeker gerçeğine dair ezber bozacak bir araştırmanın ilk bölümü başlıyor.
Türkiye, şeker pancarı üretiminde kendine yeten stratejik bir güce sahipken, gıda sanayisinde yaşanan “sessiz istila” endişe veriyor. Şeker pancarında kotalı bir üretim sözkonusu iken, kimyasal tatlandırıcılara gümrük kapıları maalesef sonuna kadar açık! İthalat rakamları, bir dönem 50 bin tonlarda olan “şeker eşdeğeri” kimyasal girişinin, bugün 700 bin ton sınırına dayandığını gözler önüne seriyor.
Türkiye’de Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ)’nin 2018’de düşürülen kotaları, pancar üreticisi için bir umut ışığı olmuştu. Ancak denetimsizlik şeker sektörünün en büyük handikapını oluştururken, bir de buna son yıllarda çok daha tehlikeli bir oyuncu eklendi: Yüksek Yoğunluklu Tatlandırıcılar (YYT). Pancar şekeri “kota kıskacında” tutulurken, AB ülkelerinden %0, ABD ve Çin’den ise sadece %6,5 vergiyle giren bu kimyasallar, yerli şeker fabrikalarını ve çiftçinin alın terini bir kenara iterek gıda raflarını işgal ediyor.
İstatistikler “İmdaat” Diyor: 10 Katlık Artış
2000’li yılların başında Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu (ilaç ve diyabetik ürünler için) tatlandırıcı miktarı yaklaşık 100 bin tonluk şeker eşdeğerindeyken, bugün bu rakamın 700 bin tonlara çıkması “tedavi amaçlı kullanım” ile açıklanamıyor. İlaç sanayimiz bu kadar büyümedi, ancak kimyasal tüketimimiz katlanarak arttı!







