Tarımla ilgili tartışmalar, ülkemizde genellikle kamunun belirlediği ürün alım fiyatlarına odaklanır. Son yıllarda yüksek seyreden gıda enflasyonuyla ilgili tartışmalar ise genelde tedarik zincirindeki aracılık maliyetlerine odaklanıyor. Kuşkusuz bunların hepsi son derece önemli ama kısa vadeli meseleler. Tarımsal üretimde sürdürülebilirliği sağlamadığımız sürece 20 yıl sonrada bu meseleleri konuşacağız.
Çiftçilik yaşlanıyor, gençler tarımdan uzaklaşıyor. Türkiye’de çiftçilerin ortalama yaşı 57’ye yükselirken gençlerin tarımdan uzaklaşması, yalnızca üretimin geleceğini değil, gıda güvenliğini de tehdit ediyor. Gençleri köye döndürmek için verilen maddi destekler ise tek başına yeterli olmuyor. Yirmi yıl sonra bugün üretim yapan çiftçilerin yerini kimin alacağı belirsizliğini koruyor.
İstanbul’a taşınınca yerleştiğim İstinye’de çok Karadenizli olduğu için fındık ve çay hasadının birçok İstanbullu nazarında ne denli önemli olduğunun farkına vardım. Burada tanıdığım birçok kişi ağustos sonunda ortalıktan kayboluyor. Sonradan memleketlerine fındık toplamaya gittiklerini öğrendim. Bu işleri yapan biri yok mu diye sorduğumda “Aileden kimse kalmadı, artık mevsimlik işçi de bulamıyoruz.” diyorlar.
Hakikaten, memleketten bir desteğiniz yoksa İstanbul’da normal maaşlarla geçinmek de çok zor. Ama tanıdıklarımın memleketlerine gidip fındık hasadına girişmelerinin bir nedeni de bir zamanlar aile büyüklerinin yaşadıkları topraklarla bağlarının henüz tam olarak kopmamış olması. 2022’de Giresun’da yapılan bir araştırmaya göre, fındık yetiştiren çiftçilerin %45’i bahçelerinin yakınında yaşamıyor. Sadece hasat zamanı gidip fındık toplayıp ürünlerini tüccara satıp geri dönüyorlar. Esasen ağaç bakımı için de yıl boyunca memlekette bulunmak gerekiyor. Başka bir araştırmanın sonuçlarına göre, sahibinin başka bir yerde yaşadığı fındık işletmeleri %20-25 daha düşük verimde ürün veriyor.
Türkiye’de çiftçilerin ortalama yaşı 57. Halimize şükredebiliriz, zira Japonya’da çiftçi yaşı ortalama 70, İspanya ve Portekiz’de ise çiftçilerin yarıya yakını 65 yaş üzerinde. Yani bu ülkelerdeki çiftçiler Türkiye’de devlet memuru olsalar, yaş haddinden emekli olmaları gerekecekti. Mesele şu ki ne Türkiye’de ne de dünyada gençler tarımla ilgileniyor. Örneğin, İrlanda’da tarlasını bir sonraki nesle devretmek isteyen çiftçilerin ortalama yaşı 74’ken, devralacakların ortalama yaşı 57. Çiftçiliğin genç nesillere devredilmesi ne yazık ki mümkün görünmüyor.
Akla ilk gelen fikirlerden biri, devletin genç çiftçilere para vermesi. Nitekim Türkiye’de böyle bir destek programı da uygulandı. 2016’da Tokat, Amasya, Çorum ve Samsun’da yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, destek alan genç çiftçilerin %64’ünün işletmesini aile büyükleri yönetiyor. Yani muhtemelen artık köyde yaşamayan gençler, bu işletmelerin ayakta kalması için bir aile büyüğünden destek alıyor. Dünyada çiftçilere en çok destek veren kurumlardan biri olan Avrupa Birliği, desteklerin genç çiftçiler üzerindeki etkilerini değerlendiren yeni bir rapor yayımladı. Raporda “En iyi genç çiftçi paketleri bile, çiftçilik gençleri çekecek yeterli bir yaşam standardı ve kalitesi sunamıyorsa etkisiz kalacaktır.” deniyor. Nitekim gençler artık köyde/kasabada maddi sıkıntı çektikleri için değil, büyük kentlerdeki sosyal seçenekleri iyi bildikleri ve buralarda kendilerinin olmasa bile çocuklarının yükselmesi için belki de bir şans olduğuna inandıkları için tarımı terk ediyor. Çiftçilikte kariyer imkânları sınırlı, Karadeniz’deki gibi küçük arazileri işleyerek elde edilecek gelir de bir aile için gerekli ekonomik refahı sağlamaya yetmiyor!
Gençleri zorla toprağa bağlayamayacağımıza göre ne yapacağız? Bir yöntem, tarımda makineleşme. Ancak o da her yerde ve her üründe olmuyor. Mesela benim İstanbul’dan tanıdıklarımın Karadeniz’deki fındık bahçeleri dik bir yamaçta olduğu için fındıkları makineyle toplamak mümkün değilmiş. Bazen de işletmenin ölçeği veya finansmana erişim imkânları makineleşmeyi sınırlıyor.







