Bugün ABD ile İran 28 Şubat’ta başlayan savaşın ardından Pakistan’ın başkenti İslamabad’da bir anlaşma sağlamak üzere bir araya geliyor. Anlaşmanın sağlanamaması ya da sağlansa dahi ilerleyen süreçte tekrar bozulma ihtimali tarafların birbirlerine karşı yapması beklenen talepler doğrultusunda oldukça güçlü gözüküyor.
Bu kuşkuyu besleyen asıl unsur ise coğrafi gerçekler. Küresel petrol ticaretinin yüzde 20’sine ev sahipliği yapan Hürmüz Boğazı’nın güvenliği tam olarak tesis edilmedikçe, İslamabad’da atılacak imzalar sadece kâğıt üzerinde kalacaktır.
Son gelişmelerle birlikte 2026’da küresel piyasalarda esen rüzgârlar, Brent petrolün varil fiyatının 200 dolarları test edebileceği, yıl ortalamasının ise 120 dolarlar seviyesinde kemikleşebileceği bir dönemin kapımızda olabileceğine dair ciddi sinyaller veriyor.
Eğer bu senaryo gerçekleşirse sadece bir “enerji pahalılığı” ile değil, küresel düzenin ve ekonomik paradigmanın tamamen yeniden inşa edildiği bir “şok dönemi” ile karşı karşıya kalınabilir. Ancak bu olası fırtınayı anlamak için, önce hafızalarımızı tazeleyip petrolün dünyayı daha önce nasıl değiştirdiğine bakmamız gerekiyor.
1970’LERİN SİYASİ SİLAHI
1970’li yıllar, petrolün bir emtiadan ziyade “siyasi bir silah” olarak tescillendiği yıllardı. 1973’teki Yom Kippur Savaşı sonrası Arap ülkelerinin (OAPEC) İsrail’i destekleyen Batılı ülkelere uyguladığı ambargo, fiyatları bir gecede 3 dolardan 12 dolara fırlatmıştı. Ardından 1979’da İran Devrimi ve hemen peşinden gelen Irak-İran Savaşı, arz güvenliğini ortadan kaldırarak varil fiyatlarını 40 dolara kadar taşıdı.
O dönemde Batı dünyası, adını 1965 yılında ilk kez İngiliz politikacı Iain Macleod’un kullandığı “stagflasyon” yani durgunluk içinde enflasyon gerçeğiyle tanıştı. Akaryakıt istasyonlarında kilometrelerce uzayan kuyruklar, pazar günleri araç kullanma yasakları ve Japonya’nın ağır bir resesyona girmesi bu dönemin hafızalara kazınan görüntüleriydi. Türkiye’de ve diğer gelişmekte olan pek çok ülkede ise döviz rezervlerinin petrol ithalatına yetişememesiyle büyük bir ödemeler dengesi krizi oluştu. Türkiye’de ‘’tüp ve yağ’’ kuyrukları bu dönemde görüldü. Aynı yıllarda Hindistan’da gıda krizi, ABD’de yakıt alımına yönelik ‘tek-çift plaka’ uygulamaları ve Polonya gibi Doğu Bloku ülkelerinde et başta olmak üzere temel gıda kuyrukları baş gösterdi.
Bu şokların ardından dünyada yapısal bir dönüşüm başladı. Otomobiller küçüldü, enerji verimliliği yasaları çıktı, ABD “Stratejik Petrol Rezervi“ni kurdu ve Fransa nükleer enerjiye devasa bir geçiş yaptı. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ise bu yıllarda doğdu.





