“Kültürümüz ortak çalışmaya uygun değil” açıklaması, “biz dünya genelinde yarıştan çekiliyoruz” anlamına gelecek edilgen tavra sürükler.
Sahanının sesini doğru yansıtacak sivil inisiyatiflerin varlığı, tarım ve hayvancılıkta yaratmak istediğimiz sonuca bizi taşıyacak önemli bir güç kaynağı.
Büyük dönüşüm süreci kritik eşiğe ulaştı; şimdi de “kırılmaya” tanıklık ediyoruz.
Büyük dönüşümler yaşanırken “geçiş sürecinin yönetimi” hayati önemdedir; asıl önemli olanı ise “kırılma aşamasını” uygun dengelerle savuşturma becerisidir” Kırılma aşamasının bir başka özelliği, “Toplumların daha akıllısı, daha beceriklisi yoktur; iyi eğitileni ve kaliteli yönetileni vardır” genellemesinin de test edildiği laboratuvar olmasıdır
Kırsalda değişen varlık nedenleri
Küçük ölçekli işyerleri üstüne söylemlerin büyük bir bölümünü “imalat işletmeleri” kapsar. İyi hazırlanmış bir envanter elimizin menzilinde olsa, hep birlikte görürüz ki tarım ve hayvancılık işletmeleri niceliksel olarak da, niteliksel olarak da küçük işyerlerinin önemli bir bölümünü oluşturur.
Beş haftadır “küçük işyerlerini sorgulamalıyız” çağışını yapıyor, birikimimizin yettiği kadar sorunlar ve çözümleri paylaşmaya gayret ediyoruz. Yazdıklarımızın merkez düşüncesi ilk yazıda bir soru olarak paylaştık: Küçük işyerlerinin varlık nedenleri değişiyor mu?
Tarım ve hayvancılık alanında küçük ölçekli işyerlerinin varlık nedenlerindeki değişmelere bakalım:
– Endüstrileşmiş ülkelerde kırsal kesimde nüfusun yüzde 5’in altına inmesi temel bir eğilim.
– Ülkeler sanayileşirken nüfus hızla kırsaldan kentlere kayıyor; Türkiye bu kayışın çok hızlı olduğu ülkelerden biri.
– Genç nüfusun göçündeki hızlanma, kırsalda yaşlı nüfus oranını artırıyor; son baharını yaşayan yaşlı nüfus da toprağa yatırım yapma umudunu terk ediyor.
– İç göçteki hızlanmayı, dışardan gelen göçlerle ikame etmenin mümkün olmadığını, tarihinin büyük dış göçlerinden birini son 20 yılda yaşayan ülkemiz kanıtlıyor.
– Mülkiyet ve tapu algısı nedeniyle aşırı derecede küçülmüş arazilerde verimliliği artıracak yasal düzenlemeler ve yatırımlar için uygun koşullar yaratılamıyor.
– Tarım teknolojilerinin ürettiği araç-gereçlerin teknik olanakları ve kapasiteleri daha büyük ölçekte işyerleri gerektiriyor. Toprağın ve yetiştirilecek ürününün etkileşimini dikkate alan ölçeklendirme konusunda adımlar atılamıyor.
– Tarım ve hayvancılığa hükümetlerin bakış araçlarının değişmesi, ürettikleri politikaları da değiştiriyor. Bakış açılarının aşağıdan yukarıya, sahadan başlayarak olgunlaştırılması gerekiyor.
– Mülkiyet algısı ve tapu anlayışı, teknolojik gelişmelere uygun ölçekte işletmelerin çoğaltılmasını engelliyor.
– Kurumların yerel ölçeklerde ürettikleri verilerin eksik ve yetersizliği, “olsa olsa” yaklaşımıyla kararlar verilmesine ve kaynaklar tahsis edilmesine yol açıyor.
Elverişli topraklarda, dünyanın başka yerlerindeki rakiplerle rekabet edebilecek verimde tarım ve hayvancılık işyerleri yaratmak, olgunlaştırmak ve çoğaltmak varlıklı olmanın değil, var olmanın gerek şartı olarak karşımıza çıkıyor. Gıda arzı, güvenlikçi yaklaşımla değerlendirmeyi gerektiriyor.
Tarım ve hayvancılık işyerleri, geçmişin ihmalleri, bir sonraki seçimi düşünenin siyasi irade örgütlenmelerinin popülist ve pragmatist tutumu nedeniyle çığ etkisiyle büyüyen sorunlar üretiyor.





