∗∗∗
ECVC’nin (La Via Campesina Avrupa Koordinasyonu) vurgusu tam burada yerli yerine oturuyor: Çiftçilerin onay için daha fazla zaman istemiyor, tarımın bu anlaşmanın dışında bırakılmasını istiyor… Aynı sebeple önümüzdeki ay çiftçileri bir kez daha sokaklarda göreceğimizi söyleyebiliriz.
Burada dikkat çekici olan, eylem alanındaki sınıfsal ayrışma olduğu. Büyük ölçekli üreticiler ve örgütleri kâr marjını koruyacak düzenlemelerle yetinebilecekken; küçük çiftçi ve köylü hareketleri için mesele varoluşsal. Onlar için temel talep; maliyetin altına satışın yasaklanması, adil gelir ve agroekolojik dönüşümü destekleyecek kamusal araçlardır. Aksi takdirde tüm risk, üreticinin omuzlarına yıkılacaktır.
Bu eylemlerin onlarca yılı aşan müzakere tarihinin şimdilik son halkası olduğunu da unutmayalım… 1990’larda DTÖ ve NAFTA ile başlayan, Seattle’dan Cancun’a uzanan o tarihsel süreçten bugüne değişmeyen gerçek; serbestleşmenin, üreticinin gelirini eriten ve kârı küresel ticaret/dağıtım bloklarına transfer eden bir mekanizma kurduğu gerçeğidir. Yani tanıklık ettiğimiz direniş, çiftçilerin serbest ticarete karşı çeyrek yüzyıllık mücadelesinin güncel bir mevzisidir.
Bolivya’da “Yeni Milei” vakası ve sosyalist kazanımların tasfiyesi
Avrupa’daki bu piyasa dayatması, okyanusun öte tarafında, Bolivya’da da karşımıza çıkıyor. Kasım başında göreve gelen Rodrigo Paz yönetiminin ABD destekli kemer sıkma programı, ülkeyi sert bir enflasyon dalgasına sürüklüyor: Dizelde %83, gıdada %100’e varan artışlardan söz ediliyor…
Bu kararın ilk etkisi doğrudan tarıma oldu. Mazot pahalanınca girdi maliyeti, taşıma pahalanınca gıda fiyatları uçtu. Devletin sübvansiyonları kesmesi, gıda güvenliği riskini doğrudan köylünün ve tüketicinin üzerine yıktı. Nitekim kır emekçileri sendikası, hükümetin kemer sıkma önlemlerini kaldırmaması halinde, Pazartesi gününden itibaren kırlardan kentlere kitlesel yürüyüşler düzenleyeceğini duyurdu.





